Ana içeriğe atla

100.

Hello hundred. 

Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum. 

Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi. 

Sanırım dinlediğim hikayelerin bazıları beni negatif etkiliyor, daha doğrusu; insanların, başkalarının hikayelerini, başardıklarını hep havalı görüyorum; sonra hikayelerini dinleyip iyice içlerine girdikçe o kadar da tatmin edici olmadığını görüyorum. Bu çelişki, hiçbir şeyin gözüktüğü gibi olmaması sanki her şey yalanmış gibi hissetmeme sebep oluyor. Gerçek de gerçek diye çocuksu bir inatla gerçeğin peşine düşüyorum, gerçeğin ne olduğu hakkında düşünüyor, kendi gerçekliğimi sorguluyorum. Beynim, kalbim patlayacak gibi oluyor bazen, gerçek ve doğru üzerine düşünürken hep bitap düşüyorum. 

Halbuki her şeyin içinden kolaylıkla çıkabilmem için aklımda tutmam gereken tek bir şey var; gerçek ya da doğru mutlak değil, değişken. Zamanın izafiyeti gibi. Kendi içinde tutarlı, ama yine de değişken. Bugünün doğrusu yarının yanlışı oluyor, ya da bugünün gerçeği yarının büyük yalanı o yüzden anlamaya çalışmak yersiz; buna kafa yordukça yorulduğumla kalıyorum. 

Hayatımın üçte birini paylaştığım insanın -muş gibi yapan, sözleriyle uyuşmayan aksiyonları beni sandığımdan daha çok yormuş; herhangi bir ilişki ihtimalinde kendimi inanmaz buluyorum, gerçeği sorgular ve güvenmez  haldeyim. Böyle zamanlarda ne istediğimi de kaybediyorum, kendi kendime geliştirdiğim bir duvarım var; büyük bir savunma mekanizması, beni sevecek birini bulduğumda; daha doğrusu beni sevmek isteyen biriyle karşılaştığımda hemen o duvarın arkasına saklanıyorum, canım o korunaklı alandan çıkmak istemiyor. Bir yandan da ölesiyle bırakmak istiyorum, bırakmak, o en iyi yaptığım şeyin "sevmenin" şifasına kendimi bırakmak. Kendimle bağım güçlü, hislerime kör değilim, sürekli mutluluk kovalamıyorum, "mutluluk obsesyonum" da "toksik pozitivitem" de azalıyor, bitirebildim mi emin değilim ama azalttım. Hislerime açıyorum kalbimi, orada olanın ne olduğunu biliyor, kendime o şefkati gösteriyorum yine de her şeyi kontrol edebilirmişim hissinden vazgeçemiyorum. 

Büyüdüm, akıllandım ama hala çocukça isteklerim olmadığında hayatıma trip atmaktan vazgeçmiyorum. 

Bugün biraz yorgunum, ruhum az biraz yorgun ama her şey geçiyor biliyorum. Eğer sen de bir şekilde denk gelmiş ve bunu okuyorsan, gelecekten bildiriyorum "hiçbir şey aynı kalmıyor, mevsimler bile!"

Sevgiler

S. 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...