Ana içeriğe atla

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın.

Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum. 

İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, en azından yönlendirmeyi ya da dönüştürmeyi deneyebiliriz. Ben de rutinim dışında verdiğim tepkilerde, vücudumun ne şekle girdiğini, nerelerimin ağrıdığını ya da hangi noktada uzattığımı, bu fikre/duyguya tutunup sündürdüğümü gözlemlemeye çalışıyorum, ve gözlemledikçe fark ediyorum ki, özellikle negatif olan duygu ve düşünceler, daha kolay sahipleniliyor ve kendiliğinden büyüyüp yükseliyorlar. Diyelim ki trafikte bir olaya kızdım, sonraki benzer olaylara daha çok kızıyorum, sanki bir hata diğer insanları da potansiyel suçlu yapıyor, bu davranış biçimi köreldiğimi, körleştiğimi hissettiriyor, o yüzden uzunca bir süredir trafikte sesi açıp şarkılarda dans ediyor ve diğer arabalardaki insanları izliyorum. Başkalarının önüne kırarkenki tepkilerine, yol verildiğinde yüzlerine yayılan kocaman gülümsemelere. Hepimiz iyiliğe, iletişime hasretiz sanırım, en çok da anlatmadan anlaşılmaya ama üzgünüm, anlaşılmak istiyorsak anlatıcı biz olmalıyız. 

Ön yargıları yıkmak ise en zor ikinci kısmı sanırım, farkındalığım arttıkça gördüm ki ben kendi bildiğim, öğrendiğim kadar bakıyorum insanlara, ne görüyorsam o, ikinci bir alternatif hiç yok. Dinlemeyi bile bilmeyen iğrenç bir insanım, tanıdık hikayeyi yakaladığım yerde, hemen kendi hikayemi anlattığımı fark ettim; kimsede bana bir şey anlatmak için şevk bırakmadığımı, bunun için çok fazla şeyi yıktığımı da. Uzunca bir süre kendimi suçladım bunun için, sonra fark ettim ki rahatsız olunan davranış belirtilmeliydi, ben herkesin benim hikayelerimi dinlemekten mutlu olduğunu sandım, sırf aksini söylemedikleri için. Öğrendim ki aslolan şey anlatmak, bilgi vermek; konuşmak, karşıdakinin kendini anlatmasına yanlış anladıklarımızı düzeltmesine fırsat vermek. Açık olmak, her hikayenin birkaç versiyonu olabileceğini bilmek, aynı hikaye yeniden yaşansa bile, verilecek tepkilerin farklılaşmasının normal olduğunubilmek. Hepimiz yaşıyoruz, değişiyoruz, her şeyden öte ders alıyoruz. 2 sene önce kızdığım şeye şimdi kızmıyorum, ya da tam tersi, sevdiğim bir şeye şimdi gıcık oluyorum; hayatımızı, arkadaşlıklarımızı, ilişkilerimizi kendi haline bırakma lüksümüz yok, ya da gidişatlarını varsayma; değişkenliklerin içinde anlamaya ve her defasında sorgulayıp teyit etmeye ihtiyacımız var. 

Bir de illa cahille değil de, tartışmaları bazen uzatmamaya bırakmaya da ihtiyacımız var, en azından benim var. Aynı şeyleri konuşup duruyorsak, bir noktada artık anlaşamayacağımızı, belki de anlaşmamız gerkemediğini düşünüyorum. Hepimiz aynı pencereden bakamayız, o kadar farklı geçmişlerden geliyoruz ve fikirlerimiz zaman içinde öyle değişkenlerle birlikte şekil değiştiriyor ki; birbirimizi ikna etmeyi bırakıp yola farklı fikirlerle de devam edebileceğimizi görüyorum. Hayatta her zaman haklı olmak diye bir şey yok, biri haklıyken diğeri illa haksız olmak zorunda da değil; bazen iki kişi de haklı olabilir; her zaman bir kazanan olmak zorunda değil; kaldı ki ilişkiler de savaş değil. 

Kendi farkındalığım bazen yük oluyor bana, sınırlarımı kaybediyorum, kendi farkındalığım diğer insanların değerini gözümde düşürüyor sanki, onlar farkında olmadığı için kalkıp silkelemek istiyorum bu da benim hala egomdan arınamadan, gerçek bir iyileşme, kendinin iyi versiyonuna dönüşme sürecini tamamlamadığımı gösteriyor. 

İyileşme, farkındalık, şefkat adına ne dersek diyelim, ama en temelde sanırım kendini bulma ve anlama sürecinde önemli göstergelerden biri, olayın sadece senle ilgili olduğunu anlamak, başkalarına müdahale edip onları "düzeltmeye" çalışırken de hala "tek doğrunun senin doğrun olduğunu" savunuyorsun; halbuki öyle değil; o yüzden doğrusu kendi hikayemizi isteyene anlatıp; ihtiyaçları varsa, ilgiyle onları beklemek; çünkü hepimizin yolu ve yola giriş / çıkış zamanı farklı, koyma akılla kimsenin yolu  yürünmüyor. 

Bazen tökezliyorum, her anlamda, tıkandığımı, takıldığımı hissediyorum; bazen hiç değişmiyormuşum gibi, büyük farklar yokmuş gibi hissediyorum. Sonra farkında olduğum şeyler, böğrümü dağlıyor; eski farkındalıksız, karanlık ama kendimi daha mutlu hissettiğim, freni boşalmış kamyon gibi her an patlama riski taşıdığım ama bundan bihaber olduğum zamana dönmek istiyorum; değişim sancılı oluyor, hele benim gibi sabırsız, her şey hemen olsuncu biriyseniz; ama sanırım bu da benim sınavım, sakince beklemek, oluruna bırakmak, izlemek ve gözlemlemek; yavaş yavaş ilerlemek ve akışta olmak. 

cumartesi günü kurşun döktürmeye gittim, son 1,5 yıldır 6 ayda bir gidiyorum; hem enerji anlamında temizleniyorum ve iyi geliyor; hem duygusal bir boşalma oluyor ister istemez hem de kendimle, hayatıla ilgili doğru/yanlış geçmiş/gelecek bir şeyler dinliyorum. Kurşuncu da benim kendimi hep hissettiğim, hatta birkaç yazımda da bahsettiğim gibi tasvir etti; senin iyileşme sürecin bir spiral gibi dedi, dipten yukarı çıkıyorsun halka halka ama bazen aynı halkada çok takılıp dönüp duruyorsun; ama merak etme spiralin dışına çıkmana az kalmış dedi, daha var ama az kaldı artık yukarılardasın. 

İyileşme sürecinin hiçbir zaman bitmediğini kabul etmek gerekiyor, hayatlarımız sabit değil, ama terapi desteği, tepkiler, hissettiklerimiz ve bunların nereden geldiğini anlamak birazcık rahatlatıyor. Çocukluğumu düşündükçe, tozlu rafların da tozunu alıyorum; bazı anılar çok kirli bazılarıysa mutlu ediyor; değişik detaylarını hatırladıkça ilgimi çeken şeylerin ne olduğun fark ettikçe; kendimle daha güçlü bir bağ kuruyorum. Ben, itiraf etmek gerekirse; daha doğrusu sesli söylemek gerekirse; KENDİMDEN BİRAZ KOPUKMUŞUM, kendimle yeni yeni tanışıyorum; şimdilik eskiden kendimi gördüğüm gibi "dünyanın en iyi ve muhteşem insanını" göremesem de, güzel ve çabalayan bir kadın görüyorum ve evet cesaretle yürüdüğüm bu yol için kendimle gurur duyuyorum. 

Kendime not: hiç kimsenin yolu aynı değil, geçmişi aynı olmadığı gibi geleceği de aynı yola gitmiyor; bazıları daha hızlı yol alırken ben yavaş olabilirim, ben de başka konularda hızlı olabilirim ya da her konuda yavaş olabilirim ama hız da izafi bir kavram zaman gibi, hiçbirimiz için aynı akmıyor; o yüzden içimde olanı, neyi nasıl yeşerttiğimi ben bilirim; hiçbir şey vadesinden önce olmaz ve olacak olan engellenemez, bunu artık anlıyorum.

İyiliğim için olana teslimim. 

Sevgiler

S.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...