Ana içeriğe atla

Kayıtlar

öykü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

96.

 Senede bir gün... kaç senedir evinde olduğunu bilmediği, ama hikayesini ve nereden geldiğini çok iyi hatırladığı ceviz masanın üzerinde elini gezdirdi, ayakları masanın yanına dizilmiş birbirinden farklı sandalyelere takılmadan elini masadan hiç kaldırmadan, sanki elinde bir bez var da onunla tozunu alırmış gibi tüm  masayı zerafetle tavaf etti; aklında hiçbir düşünce olmadan; neden böyle yaptığını bilmeden masanın etrafında usulca dolandı. Zarif miydi gerçekten, hayatı boyunca hiçbir zaman zarif olmamıştı, hatta kız kardeşi bir keresinde ona kavgaya gider gibi yürüdüğünü söylememiş miydi? Kız kardeşin ne kadar güzel bir şey olduğunu düşündü, çocukken onu istediği zamanı, anne babasına sipariş eder gibi kardeş dediğini, doğum günü pastalarını içinden kardeş dileği tutarak üflediği zamanları hatırladı; annesiyle babası onu kırmadan 8,5 sene yaş farkıyla onu abla yapmışlardı ısrarlarına dayanamayıp; içinden anne babasına teşekkür edip, kız kardeşine onu çok sevdiğini söyleyen b...

87.

Toz Bezlerinden Alınacak Dersler Var  İstanbul'un yalandan beyaza büründüğü kış günlerinden biriydi, herkesin Ocak'ta havanın soğuk olmasına şaşırdığı, kar haberlerinin binlerce haber arasından yarışta öne gelircesine heyecanla gündeme oturduğu zamanlardı. Başka hiçbir derdimiz yokmuş; başka bir gündem mümkün değilmiş gibi yatıp kalkıp kar konuştuğumuz, sosyal medyanın sidik yarıştırma etkinlikleri kapsamında herkesin ev manzarasına haiz olduğumuz bir günde, evinde sakince uyandı. Kar manzarasına önce camdan baktı, sonra tüm evi havalandırıp o soğuk kar havasını evin içine doldururcasına mümkün olan tüm kapı ve camları açıp, pimapenleri ara konuma getirdi. Geceliğinin üzerine, ananesinden kalan 60 yıllık sabahlığını geçirip yatağın içine kuruldu; kucağında 4 günde hepitopu yüz sayfa okuyabildiği kitap "ben, kirke", yastığında kedisi arkasına yaslandı ve 40 sayfayı tek solukta okuyup; güne başladı.  Bugün daha farklıydı, üzerinden attığı bir yük geri gelmiş gibiydi, me...

78.

 Ne kadar süredir yürüdüğünü hatırlamıyordu, ayaklarının altına bakıp tahmin yürütmek istediğinde rahmetli anneannesinin ona 16. yaş gününde aldığı spor ayakkabılarını ne kadar eskittiğini fark etti ve bir spor ayakkabı kadar ömrü olacak mı diye merak etti. Eşyalar, sahiplerine inat hayatta kalmayı sürdürüyorlardı; sessiz bir isyanı paylaşan eşyaların varlığı yaşamın en güzel kanıtıydı; ölüme başkaldırının en sessiz haliydi.  Anneannesi düştü aklına, 16 yaşında kaybettiği anneannesi, biricik evladının; annesinin ani kaybına dayanamamış o da hemen ardından hayata gözleri yummuştu. Bir başına olmanın ne demek olduğunu anladığında, 16 yaşındaydı; annesi ve anneannesinden geriye yalnızca ona ait spor ayakkabıları kalmıştı; babası mı? Onu neredeyse hiç tanımamıştı.  Anneannesinden ona miras kalan evde, yıllara meydan okuyan eşyaların arasında kendine ve evin emektar kedisine, solmak bilmeyen miras çiçeklerine bakmayı öğrenmişti. Anneannesinin vefatının ardından konu komşu ...