Ana içeriğe atla

89.

 Bugün J. ile uzun zaman sonra terapi seansını tamamladık. Geçen sene Ekim gibi danışan koltuğuna oturduğumdaki halimle şimdi arasında dağlar kadar fark var, kendimle gurur duyuyorum her şeyden önce bunu söylemem gerekiyor. 

Babamın kaybını, evliliğimin bitişini bu süreci, kendimi tanımayı; kendimle yeniden hatta neredeyse sıfırdan bir ilişki kurmayı deniyorum. Hassas yerlerime dokunuyor, kırgınlıklarımı tartıyorum. İçimdeki çirkin yönlerle yüzleşiyor, çocukluktan gelen tıkalı, yargıya sorguya kapalı odalarımda geziyorum. Bazen anne babama kızıyor, genellikle beni yetiştirme şekilleri için "iyi ki" diyorum. Anne baba olmanın ne kadar zor olduğunu, ne kadar iyi niyetle denersen dene, çocuk yetiştirirken hata yapmanın kaçınılmaz olduğunu yetişkin halimle idrak ediyorum. Hayatın hiçbir alanında mükemmel olmak şart olmadığı gibi, çocuk yetiştirirken de bu yetersizlik hissine kendimizi kapatmamız gerekiyor, bazı hataların yapılması gerekiyor. 

Haftada bir başladığım terapim 3 haftada bir aralıklarla devam ediyor, kim bilir belki yakında ayda bir görüşeceğiz; konuşacak sorunları masaya yatıracak, farkındalığı arttıracak ve iyileşecek, her geçen gün kendimin en iyi versiyonuna biraz daha değineceğim. 

Sorular  o kadar doğru ki, her defasında kendimle yüzleşirken, kendi sorumluluğumu alırken buluyorum kendimi. 

Bugünün temel konularından biri, kendimle nihayet kurabildiğim ilişkimdeki tıkanık yerlerdi; daha dışa dönük yerdeki tıkanıklıklarım. Bilmiyor gibi görünmenin bende yarattığı rahatsızlık hissi, bilginin güç olduğuna dair sabit inanç ve hazır bilgiye konmaktansa insanın araştırıp etmeden soru sormamasına dair yargılayıcı düşünce. Bu yüzden hayatımda insanlar benim ya her şeyi bildiğimi düşünüyorlardı, ya da yargılayıcı olduğum için bana bir şey anlatma gereği duymuyorlardı; dolayısı ile benimle iletişim kurmak dışarıdan ne kadar sevimli/sempatik ve insan canlısı gözüksem de, yaklaşınca pek de mümkün olmayan bir şeye dönüşüyordu. 

Bunu eşimle de yaşardık, bana bilmediğim bir şey anlatamadığı için; zaman içinde hiçbir şey anlatmamayı seçti. Her anlattığını sorgulayarak, mantıksız yerlerini iyice deşerek dinlediğim için ona kendini yetersiz hissettirip hevesini kırmışım; yaptığımı şimdi fark ediyorum ama o da bu davranışa maruz kalırken; ona iyi gelmeyenin ne olduğunu hiçbir zaman anlatmadı; konumuz bu değil.

Ben bilgiye aç, sohbete aç haldeyken, dışarıya kesinlikle bu mesajı vermiyordum. İnsanlar zaten bildiğim düşüncesiyle bir şey anlatmaktan imtina ediyorlardı, böylece ben de kendi kendime çok fazla şey bildiğime, insanların bana öğretecekleri bir şeyleri olmadığına ikna oldum. Sonra da kendi bilgisizlik denizimde boğulayazdım. 

J. ödev verdi, işle ilgili görüştüğüm birisine mesaj atıp, bilmediğim şeylerle ilgili daha önce göndermeyi teklif ettiği videoları isteyeceğim. İkincisi de herhangi bir dükkana girip, mümkünse bir takıcı malzemelerini nasıl aldıklarından, nasıl ürettiklerine kadar soru soracak ve bilmiyorum diyeceğim. Ben bilmiyorum diyemem ki! 

Aslında çok meraklıyımdır, ama birine gidip bilmiyorum diyip, kendi işini bana anlatmasını isteyemem, ya da bir sergide gidip orayla ilgili soru soramam. Neyin havası, neyin ezikliği bilmiyorum, ama zor gelen yerle yüzleşeceğim. Böylece yavaş yavaş, eksik olan sosyal diyaloglarımı geliştirecek; kendimi esnetip açacağım. 

Kendimle tatlı tatlı gurur duyuyorum

Aferin S.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

4.

 Sanırım mola veremeyecek ve sonsuza kadar klavyeye dokunacağım, içimden bitmek bilmeyen bir enerj, paylaşma isteği, hatta haykırma isteği geliyor.   Anlattıklarım dağınık ve karışık olacak; zihin bu; kolay toplanmıyor namussuz, ama onu da zaman içerisinde dizginlemeyi, kontrol altına alıp, yönlendirmeyi öğreneceğim.  Geçtiğimiz haftalardan birinde, perşembe sabah tüm keyfimle uyanmıştım, gayet neşeli, yeni güne şükreder haldeydim; ama nedense bir anda huzurlu bir eve uyanmadığımı fark ettim; evin bireylerinden biri çok da keyifli uyanmamıştı anlaşılan.  Psikolog J.'nin dediği gibi, " depresyon hissi bulaşıcıdır, mümkünse o ortamdan kendini dışarı atmak gerekir " ; duraksadım. Havaya baktım, belli ki soğuk. Uyusam, zaman kaybı. Kalktım, üzerimi giyindim, kalınca bir kazak, mont, eldiven derken kapıda belirdim. "Nereye?" dedi, yürüyüşe çıkıyorum dedim ve arabayı aldığım gibi kendimi Caddebostan sahilde buldum.  Arabayı usulca park ettim ve neden oraya kadar ...

13.

Doğru neydi, neden bildiğimiz doğrulara yapışıp hayatlarımızı onların üzerine kuruyorduk? Doğru bildiklerimizin sarsılmayacağını kimden öğrenmiştik? Ya da doğrularımızın zamanaşımına uğramayıp, sonsuza kadar değişmeden aynı kalacağı varsayımını kim yüklemişti omuzlarımıza? Soru soruyu, olaylar başka soruları doğuruyor; hayat ve anlam aramalar sanki kocaman bir yumak ve çözdükçe daha çok dolanıyor. "Hıh şimdi oldu işte, çözdüm" dediğin an, alttan daha büyük bir büyük düğüm çıkıyor, hem de daha önce çözdüklerinin de aslında tam çözülmediğini inatla hatırlatıyor.  Ben kendi yumağımı bitirmeye yaklaştım sanırken, aslında o yumağın büyük bir kısmının kaldığını dün fark ettim. Yüzleşmenin ağır geldiği şey, "ilerliyorsun, aferin kızım" diye motive ederken kendimi, önüme çıkan ilk engelin tokat gibi yüzüme yapışması oldu.  Bu olaydan ders çıkarmaya çalışıyorum, aslında bunların da ilerlemenin bir parçası olduğunu, ilerlemenin can acıtmadan, yüzleştirmeden, çirkin yanlarınla...

31.

 pazartesi sabahı eve döndüm, sabah spora gidip arabamı park ettim; derin bir nefes alıp hala özleyebildiğim evimin zilini çaldım. beni kapıda karşıladı, tatlı kedim de arkasında. Yüzünde uzunca süredir görmediğim bir gülümseme, heyecandan nereye koyacağına bir türlü karar veremediği upuzun kolları.  Sarılmak, bildiğin yuvada soluklanmak, ama her şeyin aslında geçici olduğunu bilmek. özlendiğini fark etmek, havada asılı hasret kokusu, yine o gülümseme. eskiden her şey güzel ve çok aşıkken, dünyadaki en büyük sevginin bizim olduğuna eminken gördüğüm o gülümseme. Sahi neredeydi o gülümseme bunca zamandır? Çıkmak için benim gitmemi mi beklemiş?  Kendini "an" a bırakamamak, binlerce soru üşüşen, tepemde uçan, 1-2 yanıt doğruluğu kesin olmayan.  Hissizlik de bir his mi? Ne pırpır içim, ne kızgın. Her şey öyle sıradan geliyor ki, bu durağanlık normal mi ya da neyi gösteriyor kestiremiyorum.  Büyük sarılmalar ile onu işe uğurladım, akşam dersim olduğu için dışarıdaydım...