Ana içeriğe atla

88.

 sakin bir pazar günü, evdeyim. Bu evin duvarlarına yığılarak ağladığım günlerden, bu günlere geldim. Kendi dengemi bulmaya çalışıyorum, içimde bir sükunet bazı bazı başarısızlık hissiyle didişiyor. Evlilik bir başarı mıydı, ben boşanarak başarısız mı olmuştum; evli kalmayı bile beceremeyen bir kadın mıydım yoksa kendine sahip çıkan bir kadın mı? 

Sanırım iç sesim bir süredir doğruları konuşuyor, evlilik başarı kriteri değildi; hayatta atılan adımlardan biriydi ve yolculuğun ne kadar olduğunu bilmiyorduk; ya bazen ineceğimiz durağı kaçırıyor bambaşka yolları yürüyorduk, ya da kendi durağımıza gitmeye çalışıyorduk; bazılarımızsa tam zamanında doğru durakta iniyorlardı. Ben yolculuğumun hangi durağında indim, yönüm neresi bilmiyorum; tek şey rotanın yanlış olduğunu fark ettiğimde; hazır hissetmediğimden biraz geç kalmışlıkla birlikte yolculuğa son verdiğim. 

Cesur hissediyorum, bazense çok korkuyorum; yalnız hissediyorum sonra yalnızlığın illa iki kişi demek olmadığını fark ediyorum. Bir yanım çok büyümüş hissediyor, diğer yandan içimdeki çocuğu kucaklıyorum, farklı zıttıkların içinde görüyorum ki ben bir olmak zorunda değilim, illa keskin bir şekilde bir tarafa ait olmak zorunda da değilim; ben ait ve dışında olabilirim; ben bazen korkabilir bazen de tam tersine herkesin korktuğu yerde en cesur olabilirim. 

Kalıbımdan çıkıyorum; kozasından çıkan bir kelebek gibiyim. Beklediğim, sabrettiğim şeylerin sonucuna geliyorum; ben kendimle tanışırken, ona tüm zıtlıklarıyla sahip çıkıyorum. 

Sevgiler.

S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...