Ana içeriğe atla

84.

 Babamın cenazesinin üzerinden çok da zaman geçmemişken, anne tarafından akrabalarımız aile evine desteğe gelmişlerdi. Maksat yanımızda olmak, bana, anneme ve kız kardeşime destek olup elimizden tutmaktı. Acımız beklenmedik, yasımız büyüktü; ailenin güzelliği buradaydı birlik olup zor günleri geride bırakmakta. Apartman komşularımız da sağolsunlar, evimize tencereyle yemek yığmışlardı, üstelik tüm yemekler bir anda dayanmamıştı kapımıza, kendi aralarında organize olup bugün yemeklerini 8 numaralı daire yapsın, tamam o zaman ertesi gün de 12, ah 21 de yapmak istiyordu derken bizi planlamalarına dahil etmiş, mevcut derdimiz üzerine bir de yemekler bozulur, ne olacak bu kadar yemek şimdi stresini eklememişlerdi. 

Can olmak için, illa kan bağı gerekmediğini komşularımız bir kere daha göstermişti. İstanbul'dan desteğe gelen ekiple birlikte Ankara'lı komşuların pişirdiği yemeklerden oluşan sofraya yerleştik; yemeği yemeye başladık; etlisinden, zeytinyağlısına, pilavından tatlısına sanki yapamazmışız gibi cacığına kadar her şeyi düşünmüşlerdi. Destek ekibinden birinden bir ses çıktı, "ay çorbanın tuzu yok, koyu olmuş çok böyle mi yapılır hiç beğenmedim", masada sessizlik; önümüzde hazır gelen yemeğe şükredip bok olsa yiyeceğimiz noktada yemeği eleştirmek hiçbirimizin aklına gelmedi derken ikinci ses geldi "semizotunun haline bak, çok pişmiş; ben yapacaktım ki böyle mi olurdu!" 

Hiç fark etmeden hayatımın en düşmanca bakışını yapıştırıvermiş olacağım ki, sözün sahibi derin bir sessizliğe gömdü kendisini ve sonrasındaki birkaç gün daha benzer olaylar yaşanmaya devam etti. 

Sinirimi atamadığım günlerden birinde, eşini yeni kaybetmiş annem yanıma gelip "kızım sinirlenme, Allah yapılan iyiliğin de iyilikten sayılmasını nasip etsin, bu da bir meziyet dedi", sinirime yenik düşsem de, annemin ne demek istediğini sonraları çok iyi anladım. Yapılan iyiliğin yerini bulması da, en az iyiliği iyi niyetle yapmak kadar önemliydi, karşıdakine iyi gelmediği sürece yaptığın iyilik hiçbir işe yaramıyordu. 

Biraz önce iş hayatımla ilgili dertleştiğim birinin attığı mesaj da aynı hissi uyandırdı bende, derdimi anlatıp böyle böyle oldu, süreç şu aşamada şöyle - böyle hakkımı arayacağım derken mesajı okudum ve kalakaldım "istersen patronunla konuşup halledebilirim" 1- ben senden öyle bir yardım istedim mi? 2- sen kimsin? 3- ben hakkımı arayamayacak kadar aciz miyim de sen dilenciye sadaka verir gibi yardım etmeye niyet ediyorsun? 

Bu yardımı yapmaya çalışanın niyeti iyi, ama yaparken acıtmak, zarar vermek olası, birisine iyilik yapmadan önce ona iyi gelip / gelmeyeceğini analiz etmek gerekiyor. 

Düşünceli olmak, önsezili olmak  o kadar da zor olmamalı sanki? 

Sevgiler

S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...