Ana içeriğe atla

82.

 2022'ye girdiğimden beri 31 Aralık, 1 ve 2 Ocak tarihlerinde rüyamda hep onu gördüm, onun bana söylediği yalanlar, artık inanmayışlarım ve kanmayışlarım; huzurlu olmayan rüyalardan şükür diyerek gerçeğe uyandım.

Yeni yıl mesajını hiçbir şey hissetmeden okudum, tüm yıl bana yaşattıkları için özür dileyen bir mesajdı. Artık aksiyonların, sözlerden daha önemli olduğunu biliyorum; yanında olmak isteyenin dağları aşıp yanında olmayı deneyeceğini de o yüzden özürler, sözler, vaatler hiçbiri inandırmıyor beni; kendimi korumak için nihayet en sevdiğime bile duvar örmeyi öğrendim. 

2022'den abartılı beklentilerim yok, kendi üzerime düşeni yapmaya hazır olduğum bir sene, sabah meditasyonlarımdan düzenli beslenmeye, sabah sporumdan, tenis turnuvalarına, tiyatrolarıma, yeni insanlarla tanışma ve öğrenme isteğime kadar mümkün mertebe yargılarımdan arınmayı dileyip hayata daha çok karışmayı istediğim bir sene. 

Liste yapmadım, zaman içerisinde planladığım şeyler var sadece; insan kendine geç kalmamalı, ben de arayı kapatmak için çalışmaya başlayacağım. 

Telefonumdaki tüm fotoğrafları bilgisayara attım, onunkileri özellikle sildim. Yeni yılla birlikte daha dingin, uzak bir duruşa geçtim; bendeki onu, ondaki beni zamanla eksilttim. 

İnsanın koynunda senelerce yattığına yabancı olması hissini hala tuhaf bulsam da, sanırım zaman her şeye alışmayı, en azından büyük sandığımız ya da bitmez sandığımız acı, üzüntü ve şaşkınlıklarla yaşamayı öğretiyor. 

Dualarım seneler içerisinde şekil değiştiriyor, şimdi içine yenilerini de ekledim; son bir senedir dua ederken içimden diyorum ki "Allah'ım, karşıma çıkardığın derslerden/sınavlardan başarıyla geçmeyi, iyilik & doğruluk yolundan ayrılmadan, seni öğretilerine sadık kalmayı nasip eyle. Yaşadıklarımdan çıkan dersleri görmeyi, o dersleri alacak aklı, kalbi ve cesareti bana nasip eyle." 

Başta kendim sonra herkes için, aydınlık, farkında ve cesur bir yol diliyorum. 

İstersek, iyileşir, güzelleşir ve keyifle yolumuza devam ederiz. Sevginin gücüne de, bizim olanın bizi bulacağına da inancım tam.

Sevgiler

S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

4.

 Sanırım mola veremeyecek ve sonsuza kadar klavyeye dokunacağım, içimden bitmek bilmeyen bir enerj, paylaşma isteği, hatta haykırma isteği geliyor.   Anlattıklarım dağınık ve karışık olacak; zihin bu; kolay toplanmıyor namussuz, ama onu da zaman içerisinde dizginlemeyi, kontrol altına alıp, yönlendirmeyi öğreneceğim.  Geçtiğimiz haftalardan birinde, perşembe sabah tüm keyfimle uyanmıştım, gayet neşeli, yeni güne şükreder haldeydim; ama nedense bir anda huzurlu bir eve uyanmadığımı fark ettim; evin bireylerinden biri çok da keyifli uyanmamıştı anlaşılan.  Psikolog J.'nin dediği gibi, " depresyon hissi bulaşıcıdır, mümkünse o ortamdan kendini dışarı atmak gerekir " ; duraksadım. Havaya baktım, belli ki soğuk. Uyusam, zaman kaybı. Kalktım, üzerimi giyindim, kalınca bir kazak, mont, eldiven derken kapıda belirdim. "Nereye?" dedi, yürüyüşe çıkıyorum dedim ve arabayı aldığım gibi kendimi Caddebostan sahilde buldum.  Arabayı usulca park ettim ve neden oraya kadar ...

13.

Doğru neydi, neden bildiğimiz doğrulara yapışıp hayatlarımızı onların üzerine kuruyorduk? Doğru bildiklerimizin sarsılmayacağını kimden öğrenmiştik? Ya da doğrularımızın zamanaşımına uğramayıp, sonsuza kadar değişmeden aynı kalacağı varsayımını kim yüklemişti omuzlarımıza? Soru soruyu, olaylar başka soruları doğuruyor; hayat ve anlam aramalar sanki kocaman bir yumak ve çözdükçe daha çok dolanıyor. "Hıh şimdi oldu işte, çözdüm" dediğin an, alttan daha büyük bir büyük düğüm çıkıyor, hem de daha önce çözdüklerinin de aslında tam çözülmediğini inatla hatırlatıyor.  Ben kendi yumağımı bitirmeye yaklaştım sanırken, aslında o yumağın büyük bir kısmının kaldığını dün fark ettim. Yüzleşmenin ağır geldiği şey, "ilerliyorsun, aferin kızım" diye motive ederken kendimi, önüme çıkan ilk engelin tokat gibi yüzüme yapışması oldu.  Bu olaydan ders çıkarmaya çalışıyorum, aslında bunların da ilerlemenin bir parçası olduğunu, ilerlemenin can acıtmadan, yüzleştirmeden, çirkin yanlarınla...

31.

 pazartesi sabahı eve döndüm, sabah spora gidip arabamı park ettim; derin bir nefes alıp hala özleyebildiğim evimin zilini çaldım. beni kapıda karşıladı, tatlı kedim de arkasında. Yüzünde uzunca süredir görmediğim bir gülümseme, heyecandan nereye koyacağına bir türlü karar veremediği upuzun kolları.  Sarılmak, bildiğin yuvada soluklanmak, ama her şeyin aslında geçici olduğunu bilmek. özlendiğini fark etmek, havada asılı hasret kokusu, yine o gülümseme. eskiden her şey güzel ve çok aşıkken, dünyadaki en büyük sevginin bizim olduğuna eminken gördüğüm o gülümseme. Sahi neredeydi o gülümseme bunca zamandır? Çıkmak için benim gitmemi mi beklemiş?  Kendini "an" a bırakamamak, binlerce soru üşüşen, tepemde uçan, 1-2 yanıt doğruluğu kesin olmayan.  Hissizlik de bir his mi? Ne pırpır içim, ne kızgın. Her şey öyle sıradan geliyor ki, bu durağanlık normal mi ya da neyi gösteriyor kestiremiyorum.  Büyük sarılmalar ile onu işe uğurladım, akşam dersim olduğu için dışarıdaydım...