Ana içeriğe atla

80.

 ne demişti Sartre, "cehennem, başkalarıdır." 

bu kadar derin, karamsar olmaya gerek olmadan; uzunca bir süredir insanlarla ilgili fikirlerimin, görüşlerimin değişime tanıklık ediyorum. insan ilişkileri tuhaf bir acımasızlık ve tatmin duygusu üzerine kurulu sanki, karşıdakinin canını acıtmaktan, acısından içten içe zevk almaktan besleniyor gibi. 

Yeni dönemde arkadaş olmaya başladığım birisinin birkaç ay önce beni fazla gaza getirdiğini fark etmiştim, eskiden insanlardan asla kötülük gelmeyeceğine inanan, buna içten içe emin olan birisi olarak kötülüğü göremeyecek kadar kendi mutlu dünyam kadar algılardım anlatılanları. Ne zamanki iyi bir dinleyici olmaya, daha az konuşmaya başladım o zaman fark ettim insanların konuşurken ne anlattıklarını, nereyi vurguladıklarını ya da ne yapmaya çalıştıklarını. Belki çoğumuz bilerek, kasıtlı şekilde konuşmuyoruz, belki samimiyet kisvesi altında ağzımıza geldiği gibi konuşuyoruz ama karşıdakinin ne anladığına, ne hissettiğine, söylediklerimizin nereye gittiğine bir göz bakmamız gerekiyor. 

Bu arkadaşım boşanma sohbetinden ötürü yer yer yükselip, benim yerime kızıyordu; uzun zamandır başkalarının gazına gelmeden sakince dinlemeyi öğrendiğimden algımı açıp daha dikkatli gözlemlemeye başladım; ilk büyük gazın sonunda eşime bir mesaj attığını öğrendim çok alakasız ve gereksiz bir konu için, içimdeki huzursuz his kendiliğinden peydah oldu ama arkadaşlıklarına verdim.

Aradan zaman geçti görüştük bana boşanmaya rağmen hala nasıl iyi kaldığımı, bu kadar naifliğin fazla olduğunu, böyle olursam kıymetimin bilinmeyeceğini söyledi; kıymet başkasının bilmesi gereken bir şey değildi; kendimizin kıymetini bilsek yeterdi ama boşuna dil dökmek istemedim. Sonra satır arasında senin gibi naiften anlamaz o, ona benim gibi biri lazım dediğinde dondum, cümleyi kafamda evirdim çevirdim; benim bildiğimi düşündüğü bir yalanı ifşa ederkenki kibrini izledim; bundan duyduğu hazzı. O yalanın bana söylenip söylenmemesi umrumda değildi, biz zaten ayrılmış iki insandık ve iki ayrı yolun yolcusuyduk ama hakikat neydi merak ettim. İyilik ve güzellikle ayrıldığımız için, telefon etmekte beis görmedim, müsaitliğini sormak için bir mesaj attım, sağolsun hemen aradı. Olanları anlattım, bana hikayenin aslını anlattı, kıskanıyor gibi aradığım ve beni ilgilendirmemesine rağmen hesap sorar gibi davrandığım için özür diledim. Sen 12 senede bir kere bile böyle bir şey hissetmedin de söylemedin de dedi, biz kendimizi ve birbirimizi bilelim yeter dedi, ikimiz de kendimizi korumayı yavaş yavaş öğrenecektik, ve bunu ayrı da olsak yine birlikte yapacaktık. 

Bazı ayrılıklar devam eden nice birlikteliklerden daha güzel. 

İnsan yitip gidene üzülüyor, ama günün sonunda ne kadar dolanırsak dolanalım, ne kadar insan tanırsak tanıyalım hep aynı yere geliyor hikayenin sonu; kendi dengemizi ne kadar güzel korursak, başkalarının davranışlarından etkilenme katsayımız da o kadar düşüyor. Ne mutlu ki, bunu gösteren işaretleri okuma lüksüne sahibim. 

Kalan dostlarımın şerefine kaldırıyorum kadehimi. Ey güzel insanlar, iyi ki varsınız! İyi dünyaların, iyi niyetlerin, egodan ari yardımların şerefine, iyi ki!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

4.

 Sanırım mola veremeyecek ve sonsuza kadar klavyeye dokunacağım, içimden bitmek bilmeyen bir enerj, paylaşma isteği, hatta haykırma isteği geliyor.   Anlattıklarım dağınık ve karışık olacak; zihin bu; kolay toplanmıyor namussuz, ama onu da zaman içerisinde dizginlemeyi, kontrol altına alıp, yönlendirmeyi öğreneceğim.  Geçtiğimiz haftalardan birinde, perşembe sabah tüm keyfimle uyanmıştım, gayet neşeli, yeni güne şükreder haldeydim; ama nedense bir anda huzurlu bir eve uyanmadığımı fark ettim; evin bireylerinden biri çok da keyifli uyanmamıştı anlaşılan.  Psikolog J.'nin dediği gibi, " depresyon hissi bulaşıcıdır, mümkünse o ortamdan kendini dışarı atmak gerekir " ; duraksadım. Havaya baktım, belli ki soğuk. Uyusam, zaman kaybı. Kalktım, üzerimi giyindim, kalınca bir kazak, mont, eldiven derken kapıda belirdim. "Nereye?" dedi, yürüyüşe çıkıyorum dedim ve arabayı aldığım gibi kendimi Caddebostan sahilde buldum.  Arabayı usulca park ettim ve neden oraya kadar ...

13.

Doğru neydi, neden bildiğimiz doğrulara yapışıp hayatlarımızı onların üzerine kuruyorduk? Doğru bildiklerimizin sarsılmayacağını kimden öğrenmiştik? Ya da doğrularımızın zamanaşımına uğramayıp, sonsuza kadar değişmeden aynı kalacağı varsayımını kim yüklemişti omuzlarımıza? Soru soruyu, olaylar başka soruları doğuruyor; hayat ve anlam aramalar sanki kocaman bir yumak ve çözdükçe daha çok dolanıyor. "Hıh şimdi oldu işte, çözdüm" dediğin an, alttan daha büyük bir büyük düğüm çıkıyor, hem de daha önce çözdüklerinin de aslında tam çözülmediğini inatla hatırlatıyor.  Ben kendi yumağımı bitirmeye yaklaştım sanırken, aslında o yumağın büyük bir kısmının kaldığını dün fark ettim. Yüzleşmenin ağır geldiği şey, "ilerliyorsun, aferin kızım" diye motive ederken kendimi, önüme çıkan ilk engelin tokat gibi yüzüme yapışması oldu.  Bu olaydan ders çıkarmaya çalışıyorum, aslında bunların da ilerlemenin bir parçası olduğunu, ilerlemenin can acıtmadan, yüzleştirmeden, çirkin yanlarınla...

31.

 pazartesi sabahı eve döndüm, sabah spora gidip arabamı park ettim; derin bir nefes alıp hala özleyebildiğim evimin zilini çaldım. beni kapıda karşıladı, tatlı kedim de arkasında. Yüzünde uzunca süredir görmediğim bir gülümseme, heyecandan nereye koyacağına bir türlü karar veremediği upuzun kolları.  Sarılmak, bildiğin yuvada soluklanmak, ama her şeyin aslında geçici olduğunu bilmek. özlendiğini fark etmek, havada asılı hasret kokusu, yine o gülümseme. eskiden her şey güzel ve çok aşıkken, dünyadaki en büyük sevginin bizim olduğuna eminken gördüğüm o gülümseme. Sahi neredeydi o gülümseme bunca zamandır? Çıkmak için benim gitmemi mi beklemiş?  Kendini "an" a bırakamamak, binlerce soru üşüşen, tepemde uçan, 1-2 yanıt doğruluğu kesin olmayan.  Hissizlik de bir his mi? Ne pırpır içim, ne kızgın. Her şey öyle sıradan geliyor ki, bu durağanlık normal mi ya da neyi gösteriyor kestiremiyorum.  Büyük sarılmalar ile onu işe uğurladım, akşam dersim olduğu için dışarıdaydım...