Ana içeriğe atla

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum. 

13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum. 

Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğimi itiraf ederken, kurtarmak için denerken en çok zorlandığım şey yalan söylemek, yalan söylemesem bile sevdiğim sevmediğim herkesten bir şeyler gizlemek olmuştu. Gizli bir şeyler yaşamanın yükü gerçekten ağır. Bunu kendini korumak için yapıyor olsan bile! Yalanın, nefretin, negatif hislerin, içimizde olmayanın, içimizden gelmeyenin yükü de ağır. Hayatlarımızı kolaylaştırmak, sadeleştirmek, basitçe yola devam edebilmek için yük edinmeden yürümek gerektiğini düşünüyorum. 

Eş, dost, arkadaş, iş arkadaşı, aile, akraba, komşu, hatta sitenin güvenliği, veteriner, marketin sahibi, kurye, dişçi, terzi ve daha bir sürü insan sürekli evde bile olmayan birinin iyi olup olmadığını sorup,  sürekli selam gönderiyordu; tüm bunların karşılığında o selamları almak, sorulan kişinin bilmediğin hayatına dair uydurma - ama tahminen gerçek - hikayeler anlatmak zorunda kalmak zorlayıcıydı. Yalan söylemeyi öğrenmek, pek de iyi bir yetenek değil işin aslı. Nitekim, 1,5 yıllık bu süreçte ben yalan kasımı gayet iyi çalıştırdım, profesyonel yalancılık diye bir meslek olsa ben de fena gelir sahibi olmam gibi geliyor. 

Neticesinde tüm bu saklamalar, yalanlardan sonra yavaş yavaş da olsa önce birinci halka çevreme, sonrasında iki, üç derken daha uzak halkalara kadar insanlara hayatımda olup biteni özet şekilde anlatmaya başladım. İnsan, bu tarz olayları yaşarken; diğerlerine nasıl bir gözle baktığıın fark ediyor. Halden anlayacaklarını düşündüklerine detay verirken, soru soracaklarını bildiklerine daha kısa bir hikaye anlatmayı tercih ediyorsun. Bazen sert durman gerekiyor, bazense gözyaşlarını döküp sarılman. Babam öldükten sonra, özellikle cenaze süreci ve sonrasında hayatımdaki insanların %30-40'ı hayatımdan kendiliğinden çıkarken, hiç beklemediğim bir %1-2'lik insanı da hayatıma aldım, ortak acılar, anlayışlı duruş insanlara sanki kategori atlatıyor. Daha önce bakmadığın bir gözle, merhamet ve halden anlayış çarpanı ile bakmaya başlıyorsun insanlara. Seninle benzer yoldan geçmişe, daha farklı bakmaya başlıyorsun. Neden güzel gününde benzeri değil de, acına benzer olanı seçiyorsun bilmiyorum, acı daha kırılgan, daha gerçek sanırım, belki de daha az ortalıkta olduğu için onu tanıyınca seviniyoruz kim bilir. 

Boşanma süreciyle birlikte %10-20'ye daha veda ettim. Hem insan, hem eşya anlamında sadeleşmenin rahatlığını hayatımda ilk kez tecrübe ediyorum, neden kalabalıkların bana iyi geldiğini düşündüm bunca zaman? Neden tek başıma olmanın keyfine varamadım? Neden bi' kadeh şarabımı koyup sefa sürmek, ya da bi' şarkıda duygulanmak depresyon oldu? Neden izlemedim sevdiğim filmleri tek başıma? Neden yalnız başına bir şey yapmak "eziklik" gibi geldi çözemedim, ama daha önce de yazdığım gibi ben 35 yaşımda kendimle tanışıyorum, bence insan kendine hiçbir zaman geç kalmıyor, başkasına belki ama kendine asla. Ne zaman, neremizden tutup çekip çevirsek yanımıza kar. 

Yazı biterken, chakra'dan aldığım minik düz bardakla 3. gilemada beyaz şarabımı yudumluyorum, spotify'daki yeni keşfim "ahmet ali arslan" - çıplaktı derede - şarkısı, 80. kere loop'ta dinliyor, eski eşimi yılmadan koltuktan dans etmek için kaldırdığım zamanları anımsıyorum. 

Sevmek, gönlünce, sınırsızca, bilmediğin ama istediğin gibi sevmek çok keyifli bir lüksmüş şimdi şimdi anlıyorum; fazla gelmiş evet ama ödediğim tüm bedellerden sonra çıkardığım büyük dersi burada paylaşıyorum: 

 - sevmek, sevenle alakalıdır karşıdakiyle değil. Sevgi insanın içinden gelir, ve koşulsuzdur, cesurdur. 

Gönlünüzce sevin be, biri ne der, fazla mı sevdim diye hesaplayarak değil; gönlünüzce sevin. Sevginin bence şartı ve sınırı yok, kıymetini bilen gelmese bile, sevmek, sevgiyi koşulsuzca vermek bence sevene iyi geliyor, başkalarını dinlemeye gerek yok. 

Sevgiler

S. 

 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...