Tenimde hissettiğim bir serinlik burun deliklerimden içeri süzülüyor. Son birkaç aydır denediğim nefes çalışmalarından yola çıkarak, gözlerimi hafiftçe kapatıp özellikle omuzlarım rahat mı diye bakıyorum. Aldığım nefesi izlerken, nefesimin geçtiği her yolu farkına varıyor, soluduğum serinliğin vücudumundan geçişini izliyorum. Bu öyle bir geçiş ki gerçekten de içim ürperiyor, soğuğu soluyorum; önce burnumdan girişine sonra hafif kararsız kalıp beynime kadar çıksa mı yoksa aşağı yönlü mü yol izlese tereddütüne şahit oluyorum. Bu şahitlik bir iki saniyelik nefes tutmaya denk düşüyor; nefesimin yönünü aşağı bırakıyorum. Boğazımda aynı serinlik, serinlik aşağılara indikçe daha da artıyor sanki. Göğüs kafesimden geçiyor, ciğerlerim, midem, bağırsağım derken kadınlığıma takılıyor, sonra bacaklarım ve ayak parmaklarıma kadar geziyor nefesim bedenimde; aynı yolun çıkışı daha hızlı bu sefer; gezerken ısınmış.
İlk olduğum anki gibi değilim, duruşum daha rahat, sanki hafif bir sallatıya esir düşüyorum; gözlerim hala kapalı. Birden dikkatim genişliyor; dağılmak değil de genişlemek; sanki durduğum yeri fark edince olduğum yerle bütünleşiyorum; dal gibi, yaprak gibi salınıyorum; yaprakların esme sesi geliyor kulağıma; uzaktan bir kuş sesi; bu ormanda neden hiç sincap yok diyorum; gözlerimi açsam görürüm belki ama yok; gözlerimi açmıyorum, bu bütünleşmeyi bozacak herhangi bir müdahale için hazır değilim. Ses, koku, titreşim her şey yeterli; bir sincap gelse hissederim. Sahi, sincap sesini tanır mıyım gözlerim kapalı olsa? Zihnimde salınan düşüncelere hayret ediyorum; zihnimizin kapıları olmayan bir ev olduğu aklıma geliyor, düşünceler de oraya gelen misafirler, amaçsızca gezinip, dolanıyorlar maksat bakıp çıkmak; ben de bu düşüncenin usulca akıp gitmesine müsaade ediyorum.
Serinlik yerini tanıdık bir ılıklığa bırakıyor, huşu diye tabir ettikleri his bu olmalı diyorum içimden, nerede olduğunu tam anlamıyla bilmediğin ama ait hissettiğin bir yer.
Nefesim yavaşlıyor, bedenim salınıyor; daha uzaktan gelen sesleri işitmeye başlıyor kulaklarım; uzakta kalmış trafiğin gürültüsü; hafif dağılıyorum; yüzümde bir ıslaklık hissediyorum; gözyaşlarım sicim gibi iniyor yanaklarımdan. Neye ağladığımı bilmiyorum; içim temizleniyor sanki. Yavaşça açıyorum gözlerimi, ilk gördüğüm şey yaprakları dökülmüş bir ağaç; ayaklarımın altında yapraklar, ve o ağaçtan bana bakan bir sincap.
Yorumlar
Yorum Gönder