Ana içeriğe atla

68.

 boşanma protokolü cumartesi sabahı, senelerce birlikte yaşadığımız eve kahvaltıya davet ettiğim eşimin gelmesiyle imzalandı. birlikte kahvaltı hazırladık, karşılıklı oturup sohbet ettik; her zamanki gibi ben konuştum, anlattıkça anlattım, en ufak detayına kadar bahsettim her şeyden. sanki karşımdakinin kim olduğunun bir önemli yoktu anlatırken, ben o andaydım ve o dinliyordu. o an karı-koca da değildik, boşanan iki insan da, o an zamanın içerisinde iki ruhtuk birbirini tanıyan, ve birbirinde dinlenen. öylece geçti vakit, seni seviyorum cümleleri ile imzaladık boşanma protokolünü. Sevip de devam edemeyeceğini bilmek, devam etsen de yürümeyeceğini bilmek tuhaf bir his, istiyorsun, seviyorsun ama yetmiyor. Hikayemiz bu kadarmış bizim, seneler sonraki halimi hayal ediyorum; kim bilir nasıl anacağım bu günleri, ne şekilde düşecek aklıma, kalbime; hangi detaylarını unutup hangilerine tebessüm edeceğim? Haluk Bilginer eski bir röportajında "20 yıl sonraki Haluk'u çok kıskanıyorum, kim bilir neler öğrenmiş olacak" demişti; 17 sene sonra da Emmy ödülünü kucaklamıştı. 

Kader gayrete ne kadar aşıksa hayatın da senin olmayandan zerafetle vazgeçişine ayrı bir saygısı var. Denemek, çabalamak oldurmaya çalışmak güzel, ama bir noktada gerçekleri kabul edip zorlamamayı, güzellikle vazgeçmeyi denemek gerekiyor, hem hayatın bizi başka nasıl bir zorluktan alıkoyduğunu ya da daha nasıl bir güzelliğe hazırladığını nereden bilebiliriz; akışa güvenmek gerek, zor olsa da bırakmak gerek. 

Güzelliklerin geleceğine inanıyorum, şimdiden başladılar bile. 

Sevgiler 

S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...