Ana içeriğe atla

67.

66.yazımı yazarken, "bırakamadığımıza daha çok bağlanırız" diye başlamışım, yazının içerisinde de hiç konuya değinmemişim. Arkadaşımın sert cümlelerini 2 haftada bire düşürdüğüm terapi seansımda tekrarladım, gerçeklik payı var mıydı söylediklerinin, sahiden ben bağımlı mıydım ilişkiye, kendime değer vermiyor muydum, bu kadar yargılama gerekli miydi, hepimizin iyileşme şekli farklı mıydı?

Sakince düşününce, sırf o terapi koltuğunda bir senedir oturuyor olmamın, mücadele etmemim bile kendime verdiğim değerden, hayatıma sahip çıkma isteğimden olduğu anladım. Arkadaşımın yargılarını bir kenara bıraktım. Haklı olduğu noktalar olduğunu fark ettim ama üzerime almadım. İnsan en iyi kendisini biliyor, bazen gücü olmadığından, bazen de hazır hissetmediğinden 5 sene sürüyor belki bir şeye alışmak, hazır hissetmek ama günün sonunda vakti gelince her ağaç çiçek açıyor. 

Terapim konuşulacak konuları biriktirmiş ve yoğun şekilde geçti, biraz duygulandım, daha çok kendimden emin oldum, biraz yorgun hissettim ama yol aldığıma emin oldum. 

Boşanma süreci çok zor, insanın dengede kalması, özünü koruması, iyilik çizgisinden çıkmadan ahlaklı şekilde bir ilişkiyi bitirmeye çalışması zaman alıyor, kestirip atmak 12 yıla hiç yaşanmamış gibi bakıp yola devam etmek daha kolay belki de, birini geçmişinde bırakıp onu kötü hatırlamak, kendini hep haklı görmek kolay. 

Ben bu evliliğin bitişinde hiçbir zaman neden ben demedim, buradan öğrenecek neyim vardı da bunu yaşadım dedim, tüm süreci böyle götürdüm, 12 yılımı verdiğim birini kötülemek kendime ihanet gibi geldi, sakince izledim, çok üzüldüm, çok gözyaşı döktüm hala da döküyorum ama herkesin iyileşme şekli kendince, bunu bir kere daha anladım. Ben iyi olmayı, iyi kalmayı, başımı yastığa her akşam mutlu ve huzurlu koymayı seçiyorum. Bana yapılmasını istemediğim hiçbir şeyi, karşı tarafa yapmadan, kırıp dökmeden 10 sene 20 sene sonra karşılaşınca tebessüm edecek kadar güzel hatırlamak istiyorum bu ilişkiyi. 

Taoizm üzerinde kısacık bir kitap okuyorum, özetin özeti de denebilir, bu satırları dün akşam okuyunca gittiğim yoldan bir kere daha emin oldum. 

"Lao Tzu, yola müdahale etmenin yolun kendini etkileyebileceğini söyler, o merhametin savunucusudur. İyiliğe iyilikle, kötülüğe de iyilikle verilen karşılığın sonucunda özdeki sevginin yola müdahale etmeden ahenkle akacağını savunur.

Ben Taoizm'i  derinlemesine bilmemek ve ateşli bir savunucusu olmamakla birlikte; kendimi tam olarak bu cümlede, bu satırların akışında buldum. Kötülüğe de iyilikle karşılık vermek, benim için en önemli olgu sanırım bu. Bazıları bu hali pasif buluyorlar, bence bunun bir derecesi var kendinden götürmesine müsaade etmeden bir sınır çizebildiğin sürece iyi olmanın ve iyi kalmanın doğru sonuca götüreceğine inanıyorum. 

Bu satırları okuyup, Matt Haig'in "geceyarısı kütüphanesi" kitabını da hayata karşı umut dolu şekilde bitirince; dün affetme ve vedalaşma üzerine kendimce bir meditasyon yaptım; sanki karşımdaymış gibi aldım konuştum eşimle. Her şey için teşekkür ettim sakince, üzdüğü kırıp dağıttığı anların bende yarattığı öfkeyi, hayal kırıklığını anlattım ona, sonra da biliyor musun artık bir önemi yok, bu yükü taşımak istemiyorum, seni affediyorum; seni affediyorum artık gönül rahatlığı ile vedalaşabiliriz dedim. Hakkımı helal ederken gözlerim doldu, bağırarak ağladım, ama içten içe affettim, teşekkür ettim ve uykuya kalmadan önce kötü olan her şeyi geride bırakıp veda ettim.

Sabah uyandığımda haftalardır beni oyaladığı boşanma protokolü nihayet gelmişti, kısa yorumları ilettim ve avukatıma gönderdim. Hukuki açıdan incelenecek, bir sorun çıkmazsa da hızlıca mahkemeden gün alıp artık ayrılan yollarımıza kendimizce devam edeceğiz. 

Zamanlamasını, mahkeme takvimini bilemem ama bugün eşime mahkeme çıkışında vermek için bir mektup yazdım. Onu affettiğimi, kırgın / kızgın olmadığımı bildiren bir mektup, artık benden rahatlıkla gitmesi için kendi vedamı yazdım. İyiliğin, dostluğun baki olduğunu söylediğim mektubumda hayatımın üçte birini kaplamış bu adama kendi içimde yol verdim. Hayatlarımızın 12 yıllığına kesiştiğini ve bundan tüm kötü anılara rağmen memnun olduğumu ilettim bir mektup. 

Hayat, anlar tekrardan ibaret. Evren, enerji, ilahi adalet, hak yasası adına ne denirse densin benim için tüm bunların özü kötülük yaparsam, vicdanen rahatsız olmak, iyilik yaparsam da bunu kendim için yaptığım gerçeği.

O yüzden şimdi, bu evliliğe ve ilişkiye de; 12 sene koşulsuz ve sınırsızca sevdiğim, kalbimi söke söke de sevmekten vazgeçtiğim bu adama veda vakti. 

Hoşçakal sevgilim, 
Yolun her zaman açık olsun, her şey için teşekkürler

Sevgiler
S. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...