Bırakmadığımıza daha çok bağlanırız.
Bazı acımasız gerçekler var, bir de o gerçekleri suratınıza olduğu gibi yapıştıran insanlar. Çok sevdiğim bir arkadaşım, benim eskiden kim olduğumu, ne kadar güçlü olduğumu, zamanında dünyayı sırtlayacak güçte olduğumu bilen arkadaşım dünyanın en sert üslubu ile beni evire, çevire dövdü; sana duyman gerekenleri kimse söylemiyor sanki, yumuşaklıktan anlamıyorsun dedi bir daha dövdü. Üslubuma takılacağına, niye bunları söylüyor diye düşünüp idrak et dedi.
Burdayım, mesajlarını üstüste iki kere okudum, sindirmeye çalışıyorum. Dönüşüm yolunda giderken biraz kayboluyorum, terapi sürecinde ilerledikçe kolaylaşmıyor hiçbir şey; aksine daha da zorlaşıyor. Neyi neden yaptığımı, nasıl biri olduğumu on kere, yüz kere analiz ediyorum; sonra hiç bilmediğim üzerinde durmadığım ya da gözden kaçırdığım bir yerden biri saldırıyor.
Kendimi çok savunmasız ve BEN değil gibi hissediyorum, kendim değil gibi. Ama kendim kim, artık onu da kaybettim. Sanki üzerimden kat kat kıyafet çıkarmışım da, altından çıkan beden benim değil gibi bir his; aynada baktığım kadını tanımıyorum; yeni birisi ama arafta birisi. Durmuyor, sağa sola gidiyor, koşturuyor ama hiç hareket etmiyor gibi gözüküyor. Bazen boşuna mı çabalıyorum, değecek mi sahi tüm bunlara diye düşünmeden edemiyorum; hemen bir söz ilişiyor kulağıma "kader, gayrete aşıktır; vazgeçmek istediğin yerden kırılacak" , derin bir nefes alıp devam diyorum. Yolun doğru, yanlışla bile doğru yola çıkacak sen yeter ki dene diyorum.
Kendi değerimi mi görmezden geliyorum, biriyle birlikte olmaya bağımlı mıyım gerçekten, yalnız olmayı - kendi başına olmayı henüz öğrenemedim mi? Hayatım boyunca hep görülmeyi mi bekledim, birileri beni fark etmezse n'olur?
Çokça soru, sorgulama; biraz yorgunum ama devam edeceğim.
Yolun sonu güneş, tünelin sonu ışık.
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder