Ana içeriğe atla

66.

Bırakmadığımıza daha çok bağlanırız. 

Bazı acımasız gerçekler var, bir de o gerçekleri suratınıza olduğu gibi yapıştıran insanlar. Çok sevdiğim bir arkadaşım, benim eskiden kim olduğumu, ne kadar güçlü olduğumu, zamanında dünyayı sırtlayacak güçte olduğumu bilen arkadaşım dünyanın en sert üslubu ile beni evire, çevire dövdü; sana duyman gerekenleri kimse söylemiyor sanki, yumuşaklıktan anlamıyorsun dedi bir daha dövdü. Üslubuma takılacağına, niye bunları söylüyor diye düşünüp idrak et dedi. 

Burdayım, mesajlarını üstüste iki kere okudum, sindirmeye çalışıyorum. Dönüşüm yolunda giderken biraz kayboluyorum, terapi sürecinde ilerledikçe kolaylaşmıyor hiçbir şey; aksine daha da zorlaşıyor. Neyi neden yaptığımı, nasıl biri olduğumu on kere, yüz kere analiz ediyorum; sonra hiç bilmediğim üzerinde durmadığım ya da gözden kaçırdığım bir yerden biri saldırıyor. 

Kendimi çok savunmasız ve BEN değil gibi hissediyorum, kendim değil gibi. Ama kendim kim, artık onu da kaybettim. Sanki üzerimden kat kat kıyafet çıkarmışım da, altından çıkan beden benim değil gibi bir his; aynada baktığım kadını tanımıyorum; yeni birisi ama arafta birisi. Durmuyor, sağa sola gidiyor, koşturuyor ama hiç hareket etmiyor gibi gözüküyor. Bazen boşuna mı çabalıyorum, değecek mi sahi tüm bunlara diye düşünmeden edemiyorum; hemen bir söz ilişiyor kulağıma "kader, gayrete aşıktır; vazgeçmek istediğin yerden kırılacak" , derin bir nefes alıp devam diyorum. Yolun doğru, yanlışla bile doğru yola çıkacak sen yeter ki dene diyorum. 

Kendi değerimi mi görmezden geliyorum, biriyle birlikte olmaya bağımlı mıyım gerçekten, yalnız olmayı - kendi başına olmayı henüz öğrenemedim mi? Hayatım boyunca hep görülmeyi mi bekledim, birileri beni fark etmezse n'olur?

Çokça soru, sorgulama; biraz yorgunum ama devam edeceğim.

Yolun sonu güneş, tünelin sonu ışık. 

Sevgiler

S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...