Birkaç gündür durgunum, son terapi seansında kendimi bırakmadığımı fark ettiğimden beri durgunum, sakince kendimi izliyorum. Hissettiklerimin vücudumdaki yansımasına bakıyorum, ne kadar derin nefesler aldığıma, gördüğüm rüyalara, sabah uyanma şeklime bakıyorum. Uyku saatime, uykumun verimliliğine, yediğim yemeye, canımın çektiklerine, hepsine bakıyorum. Vücudumu, ruhumu, isteklerimi izliyorum.
Boşanma kararımı verdiğimden beri bir restoranda haftasonları çalışıyordum, hem yeni insanlarla tanışıp hem de sevdiğim bir işi yapmak iyi geliyordu, nedense son zamanlarda evi özleyip pazar günlerimi evde geçirmek istediğime karar verdim. Fark etmeden kaçtığım evimde, kendi düzenimi yavaş yavaş kurma zamanım gelmiş belli ki.
Eline televizyon kumandası almayan ben, sırf ilk ve son dizisini izlemek için, türlü yöntemler ile turkcell tv plus üyeliğimi aktive ettim, iki telefon konuşması ve biraz teknik aksaklıklardan sonra üyeliğimi aktive ettiğimde kendimle gurur duydum, böyle şeyleri hep eşim yapar hiç öğretmezdi. Ne zaman işine karışıp öğrenmek istesem "ben yapıyorum ya" derdi, haklıydı o varken yapıyordu, sanki hiçbir zaman gitmeyecekmiş gibi. Halbuki babam beni çocukken öyle yetiştirmedi, her iş yaptığında yanına oturtup bil, öğren gün gelir lazım olur derdi, o yüzden ampülleri değiştirip, ayakkabıları boyar, az da olsa vana sıkıştırıp vidalarım. Evet belki basit şeyler, evet belki herkes yapmalı ama kartlar herkes için aynı dağıtılmıyor. İlişkide birine muhtaç olma, ya da birinin size muhtaç olması nasıl hissettiriyor, bana hep tek kelimeyi çağrıştırıyor GÜÇ. tüm dünyamı bu kelime üzerinden tanımlayabilirmişim gibi, umarım terapi devam ettikçe bu saplantının kaynağını bulabiliriz, ben az çok bulduğumuzu, çocukken öğretilmiş öğretilerden geldiğini nispeten kavradım ama şimdiki hali ile nasıl başa çıkacağımı henüz bulamadım.
Televizyonla mücadelem bittiği gibi, oyun atölyesinden tanıyıp bildiğim salih bademci ve özge özpirinçci'nin başrollerinde olduğu ilk ve son dizisine gömüldüm. iki bölümde ciğerim çıkana kadar ağladım, haykırdım, bilmeden tuttuğum her şeyi minderleri çökmeye başlamış yeşil kanepemde bıraktım. Elim bir şişe şaraba gitti, açmadım, acının, üzüntünün içinden geçe geçe yüzleştim. Mahkeme sahnesinde iyice çöktüm, sevmenin bir ilişkiyi yürütmek için yetmemesine tanıklık ettim.
Ben çok seviyorum, çok özlüyorum. Özlediğim şey bu ilişki mi yoksa biriyle birlikte olma hissi mi ayırt edemiyorum; tek bildiğim zamanın geçtiği ve hissettiğim acının azaldığı.
Umarım sakince tüm yüzleşmelerden çıkıp, yoluma keyifle devam edebilirim.
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder