Biraz zaman geçmiş bugünün üzerinden, evlilik her anlamı ile bitmiş, boşanma davası neticelenmiş. Artık 12 yıllık birlikteliğin iki ayrı bireyi olarak hayatlarımızı sürdürmeye başlamışız. Ben de dert edinip durduğum taşınma işini kolaylıkla halletmişim; kiraya çıkmamışım; kendime tadilatını gönlümce yaptığım güzel, sade, gri renk baskın, mutfağı ıhlamur yeşili küçük, aydınlık bir ev almışım.
çok değil zamanın geçişi; henüz bahar gelmemiş, çılgınca kar yağmalar sona ermemiş. Bir apartmanın en üst katında bir evdeyim, çatı katı değil; yalnızca apartmanın üst katı; eski bir bina, asansörü yok her gün 5 kat inip çıkıyorum, her gün yaptığım spor için şükrediyorum, nefesim açılıyor, bolca yürüyorum, her defasında basamakları sayıyorum. Bazen ikişer üçer iniyorum merdivenlerden acelem varmışçasına, bazen de son birkaç basamaktan aşağı çocukken yaptığım gibi bir kerede atlıyorum. Apartmanın içine girip kaloriferin üzerine yatan kedileri seviyorum, posta kutuma bakıyorum her gün faturaların arasından gelen mektup var mı diye, kendi kendime yazdığım mektuplardan birini bulup heyecanlanıyorum. Kendimle kurduğum ilişkinin kıymetini bilip usulca gülümsüyorum.
Evdeyim, dışarıda lapa lapa kar yağıyor, salonda perdeleri yok evimin. Henüz yaptıramadığımdan değil, öyle boş ki önüm, az katlı apartmanlara bakıyorum, uzaklardan seçebildiğim kavak, çam ve çınar ağaçlarına takılıyor gözüm, hepsi yavaştan bembeyaz olmaya başlamışlar.
Ankara'daki günlerimi hatırlıyorum, bizim evin yokuşunu çıkamayan dolmuşların tüm yolcuları indirip "artık yürüyeceksiniz" dediğini işitiyor sanki kulaklarım. Ellerim kıpkırmızı olurdu eve gidene kadar, soğuktan yanardı parmaklarım, eve gelince babam kapıda karşılar, önce eldivenlerimi yine unuttuğum için kızar sonra da koltukaltlarına sokardı ellerimi ısınsın diye. Ben onu soğutarak kendim ısınırdım, baba kucağı; baba sıcaklığı diye bir şey somut olarak vardı benim için. Gözlerim doluyor yeni evimde, babam 1,5 senedir yok. Karı seyretmeye devam ediyorum, heyecanla griye boyattığım kaloriferin üzerine bakıyorum, kedim usulca yatıyor sıcaktan mayışmış halde, ara sıra gözlerini açıp kar tanelerini seyrediyor. iyi ki bu mermeri kestirmişim kaloriferin üzerine diye düşünüyorum. Gözlerimden yaş süzülüyor, neyi özlediğimi bilmiyorum ama içimde bir yer acıyor, babamı özlüyorum sanırım. Şimdi çok güzel olurdu oturup bir tavla oynasaydık diyorum, boğazım kuruyor; hevesle kurduğum yılbaşı ağacına bakıyorum, kış iyice geldi salep içeyim diyorum; mutfağa doğru yöneliyorum ve kapı eşiğinde durmuş elinde saleplerle beni izleyen adamla gözgöze geliyorum.
Hikayeyi yazarken ben, mutluluktan ağlıyorum.
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder