Ana içeriğe atla

55.

 İstanbul'da hava yağmurlu, sabah ofise gideceğim için uyanıp kendime yulaflı bir kahvaltı hazırladım. Senelerce yulafı ot diye yaftalayıp, "at mıyım ben" diye dalga geçtikten sonra "canım yulaf çekiyor" noktasına evrilişimi tam yakalayamasam da, insan tenkit ettiğini yaşamadan ölmüyor cümlesi bir kere daha vuruyor, ne kadar büyük konuşursan, o büyük lokmayı da öylesi hızlı yiyorsun. 

Söylediklerimizin, aklımızdan geçirdiklerimizin evrende bir yeri var, düşüncenin gerçekten de bir gücü var ve bunları kontrol edebildiğimiz  gün, hayatımızın iplerini kısmen de olsa elimize alıyoruz. O yüzden, yine yeni bir günde; kötülüğe dahi iyilikle, güzellikle yanıt verebildiğimiz anlarla dolup taşmayı diliyorum. İyi olmak, iyi kalmak, sakin ve anda olmak çok kıymetli benim için bu aralar, mümkün mertebe bu konu üzerine eğiliyor ve çalışıyorum. Kendimi izliyorum, başkalarını izleyip yargılamak çok kolay; insan kendini gözlemlemeye başladı mı bir kaçış süreci peydah oluyor; "yok canım öyle yapmıyorum bence" ler, "ama bu durum başka" lar sarıyor etrafımızı. Hep bir kendini haklı bulma, hep bi kendini mağdur gösterme durumu var nedense. Bu yolun sonunda ne var bilmiyorum ama tanıklık ede ede kendini büyütmek, yıkıp baştan yapmak zor olsa da keyifli. Bu yolu benimle birlikte yürüyecek insanlar az da olsa var olduğu için mutluyum.

Bu aralar heyecanlı bir enerji ile sarıp sarmalanırken buluyorum kendimi, düşüncenin gücü var dediğim şeyler hayatıma süzülüyor sanki usul usul. Sanki hayatla bir anlaşma yapmışız da, ben aklıma düşürsem o hemencecik bir adım atıp istediğimi verecek gibi, mucizelere inanmak; her şeyden önce kendine, fikrine yapabileceklerine inanmak gerekiyor sanırım. 

İzmir'de uzun süredir takip ettiğim, hatta dükkan açmadan evvel kartpostallarından tanıdığım bir instagram hesabı vardı, Gizem / Gimez Kuzu. Yavaş yavaş güzel fotoğraflarını paylaşmaya başladı yaptıklarının, donutlar göz kamaştırıyordu; banana bread menüye girip çıkıyordu, brownie'nin kokusu fotoğraflardan bile geliyordu sanki. Derken Alsancak'ta kendi yerini açtı, dükkanın tadilatını paylaştı; büyümesine güzelce tanıklık ede ede içimde bir hayali sıcacık beslemeye başladı, bir gün ben de bir şeyi çok iyi yapacak ve kendi yerimi açacaktım. Bunun için her şeyi yapmaya gerek yoktu, bir şeyleri iyi yapmak ve o yolda yürümek de yeterliydi. Her şeyi bilmek, her şeyi yapmak imkansızdı ve kervan bazen yolda düzülürdü. Gizem bu mesajların hiçbirini bastıra bastıra vermese de, satır aralarında hep bunu okudum. Kendi hikayesini, Amerika günlerini ne zaman okusam hep aynı yere varıyordum; hayatın bizim için bir planı vardı ve biz asla ne olduğunu bilmiyorduk, bırakın bir sene sonrasını, bir an sonrası bile bilinmezdi. Babamın ölümü ile tüm öğrendiklerim doğrulandı, boşanma kararı da cilası oldu. 

Yoluma yeni bir ben olarak devam ediyorum yaklaşık bir buçuk senedir, kendimi eşeliyor, travmalarımı kurcalıyor, çocukluktan gelen kemikleşmiş ama iyi gelmeyen özelliklerimi gün yüzüne çıkarıyorum; hayallerimi arıyorum, ne ile mutlu olacağımın peşine gerçekten düşüyorum; istediklerimi bulmak ve ihtiyaçlarıma sahip çıkmak için düşüncelerden düşüncelere koşuyorum. Yolun sonunda ne var bilmiyorum ama bir şeyler hep karşıma çıkıyor. 

Şeker yemeyi bıraktıktan sonra, canım çekmesin diye Gimez Kuzu'yu da takip etmez olmuştum; nedense aklıma düştü ve birkaç gün önce harika fotoğraflarına baktım. Donutlar kalitesinden asla ödün vermemişti, hala iç ve akışkan kremaları ile muhteşem gözüküyorlardı, o zamanlarda donut yapmayı denediğimi daha doğrusu denemeye teşebbüs etmeden sadece hayal ettiğimi anımsıyorum; bu da nedensiz bir şekilde "denemediklerim" listesinde yerini almıştı. Gimez Kuzu fotoğraflarına baktıktan sonra, İstanbul'da bir yer çekti dikkatimi; tesadüfen instagram'da gördüm, sponsorlu bağlantı olarak değil de keşfet kısmında. Sign bakery diye bir yer acıbadem'de, cannoli'ler brownie'ler derken donut'lara ilişti gözüm, hesaba biraz göz gezdirince dükkan olup olmadığına karar veremediğim ama atölye gibi olduğuna kanaat getirdiğim yere emin olmak için mesaj gönderdim. Kafamdaki tüm soruları sordum ve tüm tatlılık ve ilgiyle hızlıca dönüş aldım. Evet sipariş usulü çalışıyordu ve evet dükkanda yapılan herhangi bir ürünün tarifini eğitim olarak alabiliyordum. İşaretleri doğru okumaya başlayınca, hayat insanın önüne seriliyor demiştim değil mi? İlk eğitimini yeni vermiş, ikinci olmak için hemencecik sıraya girip kendime bir donut ve bomboloni eğitimi organize ettim. 

Haftanın 3 günü tenis, 1 günü terapi, haftasonları hamburgerci derken; kendime kalan tek perşembe günümü de bu harika eğitime adadım. Şimdiden çok heyecanlıyım, günler nasıl geçecek bilmiyorum ama içimde tuhaf bir tanıdıklık, tuhaf bir doğru yer/zaman eşleşmesi hissi var. 

1,5 sene önce kedimin, babamın öleceğini, boşanacağımı, evim satılacağı için taşınmam gerekeceğini söyleselerdi ne der, nasıl inanırdım bilmiyorum ama hayatta her şey gerçekten de mümkün. 

Güzel şeyler hayal ediyorum, bir sonraki postta hayallerimi somutlaştıracağım. 

Sevgiler

S.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...