yine j. ile zor seanslardan birini tamamladık. Her salı günü düzenli olarak gidip, kendime yarattığım bu ritüelin olumlu etkilerini izliyorum. Bazı seanslar yoğun geçiyor, "neden, sence neden?" soruları çocuklukta bir yerlere dokunuyor, tam kızıp hesap soracağım bakıyorum babam hayatta yok. İnsan kendisiyle yüzleşmesini ne kadar erken yaparsa, o kadar yol alıyor sanki. Bazı soruların yanıtları, aile büyüklerinin kaybı ile toprak oluyor, hiç ulaşılamayacak yerlere kalkıyor.
Hesap sormak da değil mesele aslında, nedenlerini bulmak, ya da tekrar eden davranışların etkilerinden sıyrılmak. Gücümüz yettiğince, psikolojimiz kaldırdıkça devam ettiğimiz bir yol, büyümek, ilerlemek kendini anlamak hiçbir zaman bitmiyor.
2 gün önce tuhaf bir rüya gördüm, rüyamda farkına vardığım bir anın içindeyim, truman show gibi. Rüyamda, hayatımın aslında herkesin bana rol yaptığı bir düzen olduğunu fark ediyorum, benim dışımda herkes aptal olduğumu biliyor, birtek ben bilmiyorum, kendimi işinde gücünde, restoranda, evli babası ölmüş görüyorum yine. Halbuki öyle değilmiş herkes ben kendimi kötü hissetmemeyim diye rol yapıyormuş. Bense artık iyileştiğim için farkına varıyorum her şeyi; rüyamda bile öldüğünü bildiğim babam meğerse terk edip gitmiş beni, annem annem değilmiş, aslında çalışırken hiçbir şeyi başarmıyormuşum ama insanlar üzülmeyeyim diye yaptığımı söylüyorlarmış. Farkına vardığım an görüyorum, iyileşiyorum ama bu sefer de insanlar iyileştiğimi kabul etmeyip rol yapmaya devam ediyorlar.
Bu rüya, görürken, anlatırken huzursuz edici olsa da, ben sanki aydınlanmış, farkında, büyümüş ve kendime kavuşurken başkalarından feragat edebilecek güçte uyandım, öyle kalktım yataktan. Bu rüyanın herhangi bir rüya olmadığını, bilinçaltımın bana bir şeyler anlatmak istediğini biliyordum. Konuyu da bugünkü seansa taşıdım ve beklemediğim yerlere bağlanıverdi konu.
Cumartesi günü restoranda çalışırken inanılmaz bir yoğunluğun ortasında kaldım, neredeyse yoğunluktan ve yetişememekten ağlayacaktım ki ekip arkadaşlarım çok iyi üstesinden geldiğimi söylediler, ama bir yanım onlara nedense inanmadı, yapamadığım, daha hızlı olamadığım, hala bazı şeyleri öğrenemediğim için kendime kızarken yakaladım kendimi. Günün sonunda onların profesyonel işi olmasına rağmen onların da hata yaptığını bildiğim için sakinledim ama içime kızgınlık ve huzursuzluk çöktü bir kere. Akşamına da bahsettiğim rüyayı görünce puzzle'ın parçalarında birleşecek bir yerler olduğunu düşündüm.
Nitekim bu kendine kızma, başaramama hissi, kendini yetersiz ve aciz bulmalar, aptal hissetmeler çocukluktan geliyor. Çocuklukta kişiliğimize atfedilmiş, binlerce kere söylenmiş şeyleri içselleştirmemizden kaynaklanıyor.
Yine "neden peki, sence neden?" soruları eşliğinde, gözyaşlarını boşalttım. Yanıtı basitti, asker bir babanın kızı, gözbebeği olarak çocukluğum boyunca "çok akıllıdır benim kızım, her şeyi bir kerede anlar", "hemen kavrar, çok hızlı öğrenir benim kızım" cümleleri ile büyütülüğüm için; kendime hata yapma, geç öğrenme lüksünü hiç vermemişim; e haliyle kendime tanımadığım bir hakkı başkalarına da veremiyorum.
Rasyonel düşünce içerisinde, bunun böyle olmadığını, başkasına akıl verirken öğrenmenin tabii ki zaman aldığını savunuyorum, ama içten içe kendime bu hakkı bir türlü tanımıyorum.
Günün sonunda, babama kızsam da, onun da kötü niyetle hareket etmediğini biliyorum. Daha önce de yazmıştım, hepimiz kendi anne babalarımızın enkazlarıyız; niyetlerinden bağımsız olduğumuz kişiler, yaralarımız, travmalarımız, kırgınlıklarımız, kızgınlıklarımız hep gördüklerimizden, tekrar ede ede içselleştirdiklerimizden.
Kendimizi bulmak için, önce olduğumuz kendimizi yıkmak gerekiyor.
Tüm süreç can acıtsa da biliyorum ki ilerliyor...
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder