Ana içeriğe atla

52.

 bugün üzerimdeki ölü toprağı bir anda silkelendi, içimden deli gücü çıktı ve direkt kitaplığa yöneldim. Eşimi evden hızlıca çıkarabilecek her adımı, onun yerine kendim yaparken buluyorum; ev yok diyor ev gönderiyorum tutuyor; eşyalarını her sorduğumda bir şeyler hızlanıyor. Onun itici gücü benim sanki; ne zaman sorsam hep bir şeyler neticeleniyor. 

Bu ilişkinin bitme sebeplerini düşünür, konuşurken; psikolog seanslarında bu sorulara yanıt ararken aslında ilişkinin temelini oluşturan küçük noktaların, iletişim tıkanıklarının sebep olduğu noktasında hemfikir kalmıştık; sanırım birinin yerine, onun yapması gerekenleri yapmak, akıl etmek, karşıdan bir adım görmemek de bu küçük tıkanıkların içinde yer alıyor; ben tüm bunları yapmaktan yorulmuşum; o da sürekli kendine bir şeyler söylenmesinden; günün sonunda aramızdaki duvar büyümüş, örüldükçe örülmüş ve biz kaybolmuşuz. Bir daha ilişki yaşayacak olursam, önce kendimi, isteklerimi bana iyi gelip/gelmeyenleri tartar, sonra partnerime bakar ve açık iletişimi her şeyin önünde tutarım sanırım. Öğrenmek, yaşananlardan ders çıkarmak, hatalı ve yaralı olduğun yerleri iyileştirmek gerekiyor. Zaten insan kendini bilmeden, başkasından ne beklediğini nasıl anlatabilir? 

Kütüphane konusuna gelecek olursam, dört raf kitabı yere indirdim, okuduklarımın içinden tekrar okumama gerek olmayanları, altını çizdiğim yer olmayanları ayıkladım; neticesinde sonunu bildiğin cinayet romanı yeniden okunmuyor; en azından ben okumayı gereksiz buluyorum. 

Son dönemde okuduğum kitapları biraz elimin altında dursunlar diye ayırdım; eşimin toplam kütüphane içerisinde %1 bile yer tutmayan kitaplarını kenara koydum. Kütüphaneyi düzenlerken onun bir şeyler okumadığı, yeni şeyler öğrenmediği için bana bir şey anlatamadığını fark ettim. insan kendini besledikçe bir şeyleri dışarı aktarabiliyormuş, yoksa iki kişilik o küçük dünya yüzeysel paylaşımların ötesine gidemiyor. J. bir seansta dedikodu yapmak, yapabilmek ilişki için çok önemli bir destektir demişti; ama derinleşmeyen hiçbir sohbet; ömür götürmeye yetmiyor.

Kütüphaneyi düzenlerken öyle bir noktaya geldim ki şu anda kütüphanenin yalnızca bir rafı okunmuş kitaplardan oluşuyor, kalan iki raf ise henüz el bile değmediklerimden. Çoğu kişisel gelişim ve kendini tanıyıp anlama üzerine. Bu aralar kitap okuma alışkanlığım aynı yazarın kitaplarını okuyup bitirmek üzerine, sanki üstüse okursam yazarın dünyasına daha kolay daihl olacak ve orada daha uzun vakit geçireceğim. Özellikle Berrak Yurdakul'un karakterleri kitapların arasında dolaştığı için, tek yazardan gitmek daha keyifli oluyor. 

Boşanma hikayelerini anlatan bir kitap da aldım, gerçek hikayelerin yer aldığı mini seri gibi bir kitap; bakalım ne maceralar var ve benim hikayeme benzeyen var mı? 

Bazen çok heyecanlanıyorum; hayatta karşıma çıkacak şeyler beni heyecanlandırıyor; ben yeniden hayata dönüyorum. 

Sevgiler

S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...