bugün üzerimdeki ölü toprağı bir anda silkelendi, içimden deli gücü çıktı ve direkt kitaplığa yöneldim. Eşimi evden hızlıca çıkarabilecek her adımı, onun yerine kendim yaparken buluyorum; ev yok diyor ev gönderiyorum tutuyor; eşyalarını her sorduğumda bir şeyler hızlanıyor. Onun itici gücü benim sanki; ne zaman sorsam hep bir şeyler neticeleniyor.
Bu ilişkinin bitme sebeplerini düşünür, konuşurken; psikolog seanslarında bu sorulara yanıt ararken aslında ilişkinin temelini oluşturan küçük noktaların, iletişim tıkanıklarının sebep olduğu noktasında hemfikir kalmıştık; sanırım birinin yerine, onun yapması gerekenleri yapmak, akıl etmek, karşıdan bir adım görmemek de bu küçük tıkanıkların içinde yer alıyor; ben tüm bunları yapmaktan yorulmuşum; o da sürekli kendine bir şeyler söylenmesinden; günün sonunda aramızdaki duvar büyümüş, örüldükçe örülmüş ve biz kaybolmuşuz. Bir daha ilişki yaşayacak olursam, önce kendimi, isteklerimi bana iyi gelip/gelmeyenleri tartar, sonra partnerime bakar ve açık iletişimi her şeyin önünde tutarım sanırım. Öğrenmek, yaşananlardan ders çıkarmak, hatalı ve yaralı olduğun yerleri iyileştirmek gerekiyor. Zaten insan kendini bilmeden, başkasından ne beklediğini nasıl anlatabilir?
Kütüphane konusuna gelecek olursam, dört raf kitabı yere indirdim, okuduklarımın içinden tekrar okumama gerek olmayanları, altını çizdiğim yer olmayanları ayıkladım; neticesinde sonunu bildiğin cinayet romanı yeniden okunmuyor; en azından ben okumayı gereksiz buluyorum.
Son dönemde okuduğum kitapları biraz elimin altında dursunlar diye ayırdım; eşimin toplam kütüphane içerisinde %1 bile yer tutmayan kitaplarını kenara koydum. Kütüphaneyi düzenlerken onun bir şeyler okumadığı, yeni şeyler öğrenmediği için bana bir şey anlatamadığını fark ettim. insan kendini besledikçe bir şeyleri dışarı aktarabiliyormuş, yoksa iki kişilik o küçük dünya yüzeysel paylaşımların ötesine gidemiyor. J. bir seansta dedikodu yapmak, yapabilmek ilişki için çok önemli bir destektir demişti; ama derinleşmeyen hiçbir sohbet; ömür götürmeye yetmiyor.
Kütüphaneyi düzenlerken öyle bir noktaya geldim ki şu anda kütüphanenin yalnızca bir rafı okunmuş kitaplardan oluşuyor, kalan iki raf ise henüz el bile değmediklerimden. Çoğu kişisel gelişim ve kendini tanıyıp anlama üzerine. Bu aralar kitap okuma alışkanlığım aynı yazarın kitaplarını okuyup bitirmek üzerine, sanki üstüse okursam yazarın dünyasına daha kolay daihl olacak ve orada daha uzun vakit geçireceğim. Özellikle Berrak Yurdakul'un karakterleri kitapların arasında dolaştığı için, tek yazardan gitmek daha keyifli oluyor.
Boşanma hikayelerini anlatan bir kitap da aldım, gerçek hikayelerin yer aldığı mini seri gibi bir kitap; bakalım ne maceralar var ve benim hikayeme benzeyen var mı?
Bazen çok heyecanlanıyorum; hayatta karşıma çıkacak şeyler beni heyecanlandırıyor; ben yeniden hayata dönüyorum.
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder