son 2-3 günü gözyaşları içinde geçirdikten sonra, fark ettim ki bu da klasik dışavurum, içimde bilmeden biriktirdiklerimi kusma anlarından biriydi. İçim çıkana kadar ağlıyorum, kendimi durduramıyorum; modum bir süre daha düşük seyrediyor sonra yükseliyorum.
Sosyalleşmek, yeni insanlar tanımak beni yükseltiyor, son dönemde bunu fark ediyorum. Başkalarını tanımak, başka hayatlarını dinlemek, onlara tanıklık etmek sanki yaralarımı sıradanlaştırıyor. Ve ne zaman toplamaya başlasam, hayat mükafatını veriyor.
Bir süredir tenis dersi alıyorum; babam öldükten sonra da böyle olmuştu haftanın 7 günü spora başlayıp kendimi mutluluk hormonuna teslim etmiştim; henüz tam istediğim bedene gelmesem de beslenmeme ve sporuma dikkat ediyorum, yavaş yavaş kilo vermeye devam edip hayatımın dengesini kuruyorum.
Bugün tenis hocamın yaşam koçu olan eşi ile tanıştım, ayaküstü sohbet ettik. Ben terapiye gittiğim için zaten yaşam koçu ile görüşüp ilave konuşacak bir şeylerim olacağını düşünmedim ama kişisel gelişim ve okuma süreçleri hakkında sohbet edince, bildiklerimi aktarmanın, yeni şeyler öğrenmenin beni ne kadar heyecanlandırdığını anımsadım. Yaklaşık 1 yıldır devam eden "sarsıntılı evlilik" içinde, gözlerimin içi gülmez olmuştu, o hep görmeye alışık olduğum, aşkla, sevgiyle parlayan bakışlarımın yerini donuk bir bakış almıştı; şimdi fark ediyorum ki ben yeni şeyler deneyimleyip, öğrendikçe bir yerlerde kıpırtı oluyor, bir parıltı bulutu olduğu yerde kımıldanıp gözlerime gelmeye çalışıyor; hissediyorum; tüm üzüntülerden sonra o gökkuşağı yeniden gözükecek. after the rain, comes the rainbow.
Ayaküstü sohbet ederken çok naif ve basit bir cümle söyledi, "hepimizin hatası her şeyi bizim sanmak aslında" dedi; "babanı, onun hayatını, eşini, evini her şeyi senin sanmak; halbuki hiçbiri bizim değil; biz bile kendimizin değiliz" dedi. O yüzden değişimden korkmamak, köklere sonuna kadar bağlanmamak gerekiyor; bazen tevekkül edip bırakabilmeli ve rahat olmayı öğrenmeliyiz" dedi. O an duraksadım, onu o kadar haklı buldum ki nasıl 2-3 gündür bu kadar ağlayıp kendimi köşeye sıkıştırdığıma inanamadım.
Arabama binip keyifle müziğimi açıp eve geldim, otoparktaki tek yere arabam uzun olduğu için giremedim; tam geri geri çıkarken birisi gelip "ben 10-15 dakikaya çıkacağım beklerseniz gelirim" dedi, "olur tabii ki" diyerek kontağı kapatıp oturmaya başladım; 5 dakika geçti geçmedi başka birisi gelip "benim arabam küçük, oraya ben alayım siz benim yerime girin isterseniz" dedi; akşamın bir saati, yardım istememişim ama insanlar yardım etmeyi seçmişti. Bazen hayatın kötü oyunları olduğunu düşünsem de, ne zaman geleceğe dair umudumu yeşertsem, kısa vadede de derslerini veriyor hayat. İyilik de insanlık da mutluluk da bulaşıcı; aksi gibi mutsuzluk da öyle ve güzel hislerden daha hızlı yayılıyor kötü hisler.
Aynı evde mutlu olmayı beceremediğin biriyle oturup, mutsuzluğu paylaşmaksa; olabileceğin güçlü hislerden alıkoyuyor seni. Cesur olup adım atmak, ondan gelmese bile "boşanalım" demek, kendi hayatının sorumluluğunu ve iplerini eline almak demekmiş meğer; bu kısa vadede canımı acıtsa da, tek başıma geçinmek, akşam geç saatlerde evime dönmek beni korkutsa da; biliyorum ki her şey yolunu bulacak. Bu evin satılıyor olmasının bir sebebi var, benim burada kalmıyor olmamın, tüm bunların yaşanmasının bir anlamı var.
Kendi değerimi, kadınlığımı anlamaya; kendimi bulmaya çalışıyorum, zaman neler gösterecek göreceğiz ama ben şimdiden iyi hissediyorum.
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder