Ana içeriğe atla

48.

yine mutfakta geçen bir hafta sonundan sonra, soluğu bilgisayar başında aldım. Tecrübeli şeflerin neler yaptıklarını okuyup, sektöre atılan gençlere verdikleri tavsiyeleri gördüğümde hep tekrar eden bir yer vardı "mutlaka günlük tutun". Ben restorana haftada 2 gün, haftasonları gidiyorum, ama en yoğun iki güne tanıklık ediyorum. Bir sonraki haftam, diğerinden o kadar farklı ve öğrenme hızım o kadar hızlı artıyor ki; kendi kendime gülümsüyorum. 

Bugün ilk mutfak kazamı geçirdim, panelemek için fritöze ürünleri bırakırken elim fritözün içine girdi. Nasıl bir acı, nasıl bir yanma anlatamam. Gözümden pıtır pıtır yaşlar indi, bir yanım kendini bırakmamak için direnirken, diğer bir yanım gülümsüyor; içimse gururlu bir şekilde acıyordu. Vücudumu, bedenimi, hislerimi ve bende yarattıkları tepkimeleri izledim, berrak yurdakul kitaplarından öğrendiğim nefes egzersizlerini hızlıca yaptım ve sakinleştim. nedense her kötü olaydan bir ders çıkarmam gerekiyormuş gibi hissediyorum bazen, sanki bu can acıması, yanma, iş kazası adı her ne ise, bu yolda olması gerekenlerden biriydi, sanki büyümenin bir şartı acımaktı ve  ben de ilerlediğimi düşünüyordum. olaylara gereğinden fazla anlam yüklüyor, her şeyin altında bir şey arıyor, yeni bir şey yaratmaya çalışıyorum gibi de geliyor bazen, bu konuyları J.'in yanında biraz açsam iyi olabilir. 

J. demişken, geçen hafta iş yerinde bir erkek arkadaşıma boşanma olayını aktardıktan sonra kötü hissettiğimi yazmışım; bu konuyu J. seansına taşıdım. olayı sakince anlattım, o da sakince her defasında "peki sence neden kötü hissettin?" diye sorup durdu, ben de yılmadan bilmiyorum diye geçiştirip durdum, satır arasında bir yerde "bilmem, başarısız hissettim" diyiverdim. "Neden, ne olarak başarısız?" sorusunu yineledi, ben de "bilmiyorum" diyerek yanıtımı pekiştirdim. Başka başka sohbetlere gittik geldik ve o sorularını yinelemeye devam etti.  "Sence" dedi, "boşanmış bir kadın nasıl kadındır?" Burada duraksadım, sanki içimde ahlak ve kötü kalplilik çarpıştı. Bir yanım boşanmış kadınların istenmediklerini, bir kusurları olduğunu söylerken içten içe; diğer yanım da ben de onlardan biri olacağım için aslında boşanmaya karar verebilen kadının güçlü olduğunu, hayatta her şeyi yapabildiğini savundu. Boşanmış arkadaşlarımı düşündüm; hiçbirini hayatım boyunca yaftalamadığımı, suçlamadığımı fark ettim; boşanmış olmak onların hayattaki değerini hiçbir zaman azaltmadı ama nedense ben yargılayıcı bir durumda buldum kendimi. J. konuyu açmaya, acıtana kadar kanatmaya devam etti. Kendimi bir anda ağlayıp; "ben tercih edilmeyenim", "ben kadın olamayan, karşıdakine erkek hissettirmeyen ve kadın olarak istenmeyenim" diyerek sinirlenirken buldum. 

Kendimden bile sakladığım şeylerin, o kıç kadar odanın içerisinde, hıçkırıklarla birinin karşısında ortaya çıkması bana bazen çok rahatsız hissettiriyor, sonrasında ise kendimi duygusal olarak boşalmış, rahatlamış hissediyorum. Sanırım terapi görmek, psikolog koltuğunda oturmak böyle bir şey. İnsanların neden psikologa gitmek istemediklerini, kendi eşimini neden seanslarına devam etmeyip; bıraktığını şimdi şimdi anlıyorum; o herkeslerden; kendinden bile sakladığın, hatta sakladığını senin bile bilmediğin tüm noktaların ortaya çıkması çok korkutucu; özellikle de bu yüzleşmeler, yüzleşmeler sonrasında devam etmeler çok can acıtıyor. Ama hayatta öğrendiğim güzel bir şey var, sen ne kadar kaçsan da, bir şekilde yakalanıyorsun; ama erken ama geç; bu da hayatı yaşama şeklinde beraber geliyor; tercihlerin kadar yaşıyorsun. Ben o noktaları bulmayı, birleştirmeyi çocukken numaralı nokta birleştirme kitaplarındaki egzersizler gibi görüyorum; büyük resmi görmek için önce o noktaları numaralar ile eşleştirip ortaya bir şeyler çıkarmak gerekiyor, büyük resim de biziz; kendimiz. 

Bu kırgınlıklarım, kadın olmakla ilgili hissettiklerim, daha doğrusu kadın değilmişim gibi hissettiklerim beni hep tıkıyor; ben hep çocuk kalmışım sanki; çocuksu oluşum sevildiği için de devam etmişim öyle olmaya; hiç merak etmemişim kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu. Şimdi de 7 yıllık evlilik, 12 yıllık birlikteliğim biterken, "acaba kadın olmak ne ki?" diye soruyorum. 35 yaşında ben; kadınlığın ne olduğunu keşfediyorum, canımı acıta acıta, hislerimin içinden geçe geçe büyümeye çalışıyorum. 

j. son seansımızda içinde kırgınlıklar, çatlaklar var; ama ışık oralardan girecek, öyle iyileşeceksin demişti; özümü öyle bulacakmışım. 

Bu yolculukta okumayı planladığım bir iki kitap var; "anneler, kızları ve beden algısı" ile başlayacağım; "vajina" kitabı ile devam edeceğim. 

Belki okuduklarım üzerine de ayrı bir yazı hazırlarım; güya mutfaktan bahsedecektim, hiç fırsat kalmadı, bir sonraki yazıya... 

Sevgiler

S.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...