Ana içeriğe atla

42.

doğum günüm için  minik bir kaçamak ayarlamış, şehir dışındayız. hevesini kırmak istemediğim için söylemedim ama "başka bir yer mi yoktu sahi?" düşüncesi gitmek bilmedi içimden. 12 yıllık birlikteliğimizde hep güzel süprizler yapan adam gitti, yerine görev olarak bunları yapan biri geldi, hissediyorum içinden gelmiyor; isteyerek yapmıyor. Ondan başkası olmadığı için, sorumluluk onda olduğu için yapıyor. 

Aramızda inmek bilmeyen bir duvar var, bir tuğlası bile yerinden oynamıyor. Konuşacak bir şeyimiz yok sanki, paylaştıklarımız öldü. Ne benim gözlerimin içi gülüyor eskisi gibi, ne de onun hevesi var, o hep yorgun; beni de yoruyor artık birbirimize iyi gelmiyoruz kabul etmek gerekiyor. 

Doğum günümde odaya pasta geldi, o sırada zaten sırf ses olsun diye masterchef açmış ona bakıyordu; adam arabayla pastayı getirdi üfledim. üflerken bir fotoğrafım bile olamadı; adamı uğurladık ona baktım beni kutlayacak gibi bir hali yoktu "öpecek kutlayacak mısın beni?" diyebildim sadece, o an sona geldiğime emindim. "Gel öpeyim" dedi, yanına gittim; benim doğum günümü kutlarken beni öpmesi için yanına ben gittim. yanaklarımdan öptü, yabancıyım sanki; sanki 2-3 saat önce seviştiği ben değilmişim gibi öptü yanaklarımdan "iyi ki doğdun" dedi, "her şeyin en iyisini hakediyorsun" dedi. O en iyilerin içinde kendisinin olmadığını adı gibi biliyordu; şaraplarımızı alıp yudumladık, yalandan bir iki çatal aldık pastalarımızdan. Hızlıca içiverdik şarapları, sessizce hiç konuşmadan, gülmeden oturduk. Uzun uzun baktık birbirimize, dilimizden çıkması için beklediğimiz kelimeler vardı. Onun yapamayacağını biliyordum, daha önce de yapamamıştı. Dedim ki "nedir derdin, çıkar ağzındaki baklayı söyle; bir doğum günümü kutlamak için öpemeyecek kadar ne derdin?" "Çok mu zorluyoruz?" dedi, sabah da söylemişti aynısını, uzatmanın anlamı yoktu "Haklısın, çok zorluyoruz artık birbirimizi kandırmayalım bitirelim" dedim; "olur" dedi. 

Bazen bir şeylere başlamak için gerekenden çok daha büyük bir cesaret gerekiyor bitirebilmek için, başlanan yol ne kadar bilinmezlik içeriyorsa, bitirilen de öyle. Üstelik bitirdiğin şey, alıştığın sürdüregeldiğin rahatlığın parçası ise...

Boşanmak ağza alması zor bir kelime, ihtimalin beyne yerleşmesi kısa; fikrin olgunlaşıp yüreğe gelmesi aylar; yürekten çıkıp da dile gelmesi ise sonsuza yakın zaman alıyor; ama bir kere telaffuz etti mi geri dönüşü de olmuyor. 35. yaş günü hediyemi de böyle alıverdim işte; doğum günümde boşanmaya karar verdim. Kendime yeni ve bekar bir hayat armağan ederek girdim 35'ime. 

2019 Ekim ayında kedim, 2020 haziran ayında babam öldü. 2020 Ekim ayında evliliğimdeki sorunları öğrendim; ve 2021 ağustos ayında, yeni yaşımla beraber boşanmaya karar verdim. 

İlk değilim, son olmayacağım; tek değilim; yalnız değilim ama yalnız başıma olabilmeyi öğrenmem ve kendi ayaklarımın üzerinde durup hayatımın sorumluluğunu alabilmem lazım. 

Son yazımda hayatın öğretme yolu zariftir demiştim, benim içimdeki seslere kapattığım kulaklarım, görmek istemediklerime kapattığım gözlerim yüzünden hayatın öğreti tokadını yedi yanaklarım. Şimdi istersen öğrenme diyor hayat bana kendi yöntemiyle. Ben de kollarımı açıyorum, önce kendimden özür diliyorum, sonra da sevilmek için başkasına verdiğim sevgiyi, sabrı, hoşgörüyü kendime verip; kendi yaralarımı sarmaya başlıyorum. 

Merhaba hayat, ben 35 yaşında yeniden başlıyorum. Kıymetini bilemediğim anlar için, senden ve kendimden özür dilerek; yeniden başlıyorum, kıymetini bile bile sindire sindire yeniden başlıyorum; ben burdayım, tüm güzelliklerini, süprizlerini, heyecanlarını, umutlarını sevgiyle kucaklamaya hazırım. 

Çok sevdiğim bir arkadaşım boşanma kararımı dün açıkladığımda şöyle demişti, "doğum sancılıdır, yeniden doğmak da öyle ama sen yeni yaşında kendine yeni bir sen armağan ettin; hediyene sahip çık" 

Güzelliklere, kendimi bilmelere, isteklerimi tartmaya, anlamaya, doğru olanı bulmaya / denemeye, cesur olmaya söz veriyorum. 

Yeni yaşım hoşgeldin. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...