2019 yılıydı, 5. evlilik yıldönümünde bana çok uzun zamandır beğendiğim, istediği altın zincir kolye almıştı. Hediyesini verdiğinde çok sevinmiştim, alma hikayesini anlattığında ise şaşkınlığımı gizleyememiş ve tüm bunları iş saatlerinde, o kadar yoğun çalışırken nasıl yapabildiğine hayret etmiştim.
Anadolu yakasında oturmamıza rağmen, Nişantaşı'nda bir dükkana buna bakmaya gidip, sonrasında başka bir iki yer ile görüşüp karar verdiğini gururla anlatırken benim aklıma tek bir soru gelmişti; peki tüm bunlar olurken ben seni nerde biliyordum dedim; sana işte olduğumu söylüyordum dedi safça. Ben de hediyeye sevinmek bir yana, bana nasıl bu kadar kolay yalan söyleyebiliyorsun çok şaşırdım dedim; hevesle yaptığı süprizin ortasına hevesini kıracak bir darbe indirdiğimi fark etmiştim ama içim bir türlü soğumak bilmiyordu.
Koynunda yatan adamı tanımaz mı insan? Benim kocam asla yalan söylemez, en sevdiğim özelliği dürüstlüğüdür cümleleri boşuna mıydı? Bu konu o günlerde aklıma takıldı, kadın hisseder diyorlar ya doğru sanırım. İnsan kendini kandırmayı, istediği zaman kendini bir şeylere inandırmayı, aksini ispatlayan binlerce milyonlarca şey olmasına rağmen; istediği yolda yürümeyi çok iyi beceriyor.
Bense bu huzursuz sesi kulakardı ettim; ettim etmesine de bir huzursuzluk geldi oturdu yüreğimin orta yerine. O gün bugündür aslında bu ilişki bir şeylerle mücadele ediyor, bazen sessizce ya da bazen aleni şekilde; adı konmamış sorunların ne olduğunu bulmaya çalışıyoruz; daha doğrusu psikolog koltuğunda ben ikimizin yerine bulmaya çalışıyorum. İçim hala yangın yeri, araya giren babamın kaybı; bir süre ayrı kalmayı deneyişlerimiz, ortaya çıkan birkaç büyük yalan, küçük yalanlar.
Sakince uzaktan her şey yolunda gibi gösterip, gözlemliyorum onu, bizi, bu ilişkiyi. Yakından bakmayı denediğim tek yer kendimim ama yoruluyorum, bazen yüzleşmek ağır geliyor, mutlu muyum bilmiyorum. İnsan gerçekten mutlu mu nasıl anlar? O iç huzur dedikleri şey %100 bir şey mi yoksa bir kanadı hep kırık mı? Hayatta tatmin oluyor muyuz, oluyorsak bunu nasıl fark ederiz, isteklerimizi nasıl anlarız? Ben kendime son günlerde aynı soruyu sorup duruyorum; BEN NE İSTİYORUM? ya da BEN NE OLURSA MUTLU OLURUM?
Hayat bana inatla bir ders vermeye, bir öğretiyi iliklerime kadar işlemeye çalışıyor, ben duymazdan, görmezden geliyorum. Bir yerde okumuşum, hayatın öğretme yolu zariftir diye, sen hayata kulak verirsen o sana öğrenmen gerekenleri apaçık şekilde sunar; yok eğer sen inat edip benim yaptığım gibi kulaklarını tıkar, gözlerini kapatırsan o zaman senin iyiliğin için hayat öğreti tokadını yapıştırıverir.
Benim öğrenmem gereken şey, sürekli sınandığım şey yalnızlık ve sabır. Bu ikisini çok yakında öğreneceğimi hissediyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder