Ana içeriğe atla

41.

 2019 yılıydı, 5. evlilik yıldönümünde bana çok uzun zamandır beğendiğim, istediği altın zincir kolye almıştı. Hediyesini verdiğinde çok sevinmiştim, alma hikayesini anlattığında ise şaşkınlığımı gizleyememiş ve tüm bunları iş saatlerinde, o kadar yoğun çalışırken nasıl yapabildiğine hayret etmiştim. 

Anadolu yakasında oturmamıza rağmen, Nişantaşı'nda bir dükkana buna bakmaya gidip, sonrasında başka bir iki yer ile görüşüp karar verdiğini gururla anlatırken benim aklıma tek bir soru gelmişti; peki tüm bunlar olurken ben seni nerde biliyordum dedim; sana işte olduğumu söylüyordum dedi safça. Ben de hediyeye sevinmek bir yana, bana nasıl bu kadar kolay yalan söyleyebiliyorsun çok şaşırdım dedim; hevesle yaptığı süprizin ortasına hevesini kıracak bir darbe indirdiğimi fark etmiştim ama içim bir türlü soğumak bilmiyordu. 

Koynunda yatan adamı tanımaz mı insan? Benim kocam asla yalan söylemez, en sevdiğim özelliği dürüstlüğüdür cümleleri boşuna mıydı? Bu konu o günlerde aklıma takıldı, kadın hisseder diyorlar ya doğru sanırım. İnsan kendini kandırmayı, istediği zaman kendini bir şeylere inandırmayı, aksini ispatlayan binlerce milyonlarca şey olmasına rağmen; istediği yolda yürümeyi çok iyi beceriyor. 

Bense bu huzursuz sesi kulakardı ettim; ettim etmesine de bir huzursuzluk geldi oturdu yüreğimin orta yerine. O gün bugündür aslında bu ilişki bir şeylerle mücadele ediyor, bazen sessizce ya da bazen aleni şekilde; adı konmamış sorunların ne olduğunu bulmaya çalışıyoruz; daha doğrusu psikolog koltuğunda ben ikimizin yerine bulmaya çalışıyorum. İçim hala yangın yeri, araya giren babamın kaybı; bir süre ayrı kalmayı deneyişlerimiz, ortaya çıkan birkaç büyük yalan, küçük yalanlar. 

Sakince uzaktan her şey yolunda gibi gösterip, gözlemliyorum onu, bizi, bu ilişkiyi. Yakından bakmayı denediğim tek yer kendimim ama yoruluyorum, bazen yüzleşmek ağır geliyor, mutlu muyum bilmiyorum. İnsan gerçekten mutlu mu nasıl anlar? O iç huzur dedikleri şey %100 bir şey mi yoksa bir kanadı hep kırık mı? Hayatta tatmin oluyor muyuz, oluyorsak bunu nasıl fark ederiz, isteklerimizi nasıl anlarız? Ben kendime son günlerde aynı soruyu sorup duruyorum; BEN NE İSTİYORUM?  ya da BEN NE OLURSA MUTLU OLURUM? 

Hayat bana inatla bir ders vermeye, bir öğretiyi iliklerime kadar işlemeye çalışıyor, ben duymazdan, görmezden geliyorum. Bir yerde okumuşum, hayatın öğretme yolu zariftir diye, sen hayata kulak verirsen o sana öğrenmen gerekenleri apaçık şekilde sunar; yok eğer sen inat edip benim yaptığım gibi kulaklarını tıkar, gözlerini kapatırsan o zaman senin iyiliğin için hayat öğreti tokadını yapıştırıverir. 

Benim öğrenmem gereken şey, sürekli sınandığım şey yalnızlık ve sabır. Bu ikisini çok yakında öğreneceğimi hissediyorum. 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...