Pandeminin kendimizce sonlarında, yaz tatilinden hemen önce, yaz olmasına engel bulutların tepede dolandığı bir günde koyulduk yola. İstikamet her zamanki gibi burgazada. Uzunca süren park arayışından sonra bir restoranın kendine hiçbir dayanağı olmadan parsellediği sözde otoparkına para vermek suretiyle park ettik.
Etraf martıya bisiklete binen, paten kayanlarla doluydu. Biz sakince elele yürüdük, heyecanla iskeleye gelip motoru yeni kaçırdığımızı bi saat bekleyeceğimizi öğrendik asık suratlı gişe görevlisinden. O bile canımızı sıkamadı, neroya gidip birer kahve aldık, hiç konuşmadan oturduk. Eskiden olsa sessizliğin paylaşacak bir şey olmadığından yaşandığını düşünürdüm şimdiyse sessizliğin bile paylaşılabildiğini öğreniyorum.
Ada motorunda üst kata kurulduk, kalkışa yarım saat olmasına rağmen kalabalık olmasın diye yerlerimizi aldık, yan yana değil karşılıklı oturduk, birbirimizin yüzünü görelim diye sanki görüşmüyoruz, her şey küçük detaylarda gizli, ayaklarımızı kenetledik birbirimize. Onun gözleri yandaki mavi gömlekli adamın hürriyet gazetesine ilişti, uzun boyundan mütevellit süzdü gözlerini adamın gazetesine , tüm sayfayı taradı ve yakalandı mı acaba diyerek gözlerini usulca bana çevirdi.
Bazen hiç kötü şeyler yaşanmamış, boşanma noktasına gelen biz değilmişiz gibi bir tanıdıklık oluyor yüzünde , özellikle gözlerinin içinde. Uzaktan gözlerine bakıyorum, çakıl gözlerinin içinde orada bi yerdeyim biliyorum, ama bazen kendimi bulamıyorum öylesine yabancı..
Onun yanında oturan mavi gömlekli adam, kaşları kızacak bir şey olmasa da kendiliğinden çatık olan o adam, orta yaşına inat dizleri yırtık pırtık kotuyla oturan, gömleğinin dar gelmesinden göbeği taşan adam rüzgara inat okuyor gazetesini, yılların okuyucusu belli; allem ediyor kallem ediyor mukayet olup evirip çeviriyor katlıyor gazetesini, asi bir atı dizginleyen seyis gibi.
Yanında deniz gibi mavi gözlü bi kadın, ayağında adidasın o çok satan beyaz modeli, ayakkabısı gri olmuş kirden, evlerini hayal ediyorum nedensiz, pis mi evleri sahiden, bohemler mi, evleri kedi köpek mi dolu, çocukları var mı, acaba evliler mi ya da ilk evlilikleriler mi birbirlerinin. Tonlarca soru, cevapları bende yok, hepsi de buram buram önyargı kokuyor.
Bir ayakkabıdan yola çıkıp nereye geldiğime hayret ediyorum. Zihni temizlemek, düşünme şeklini değiştirmek zor, insan aklına düşene engel olamıyor da , üzerinde durmayınca düşüncenin geçişine müsaade ediyor.
Adaya gelmişiz bile, şimdi başka başka hayatların hikayelerini hayal etmek için iniyoruz motordan, tanıdık el yine beni tutuyor.
Yorumlar
Yorum Gönder