Ana içeriğe atla

38.

 Dün akşam üzeri, akşam yemeği saatinden önce, avrupalının pek sevdiği "aperativo" saatinde balkona minik bir sofra kurduk. Kilosu 250 liraya çıkan ithal peynirlerden, şarap tabaklarının vazgeçilmezi izmir tulumdan ve muhtelif kuru yemişler, çikolatalardan oluşan bir tabak hazırladım. Yanına da 2 gün öncesinde açılmış, bir gece önce tarafımca buzdolabı kapağından alınıp kafaya dikilmiş Pamukkale rose şarabından iki kadeh doldurdum. Sakince oturduk, bir süre minik soframızın güzelliğini övdük karşılıklı, sonra ağzımızın tadından bahsedip daim olmasını diledik, onun yeni yaşını kutlayarak kadehlerimizi tokuşturduk. 

Güneş gözümüzün içine geliyordu, ısıtan ama yakmayan, tam anlamıyla evden uzakta hissettiren güneşte biz farklı zihinlerde aynı hayale daldık. 

Birden anlatmaya başladı, kucağında 1 sene önce sahiplendiğimiz kedimizle, biliyor musun diyerek başladı söze; biz şimdi aslında Barselona'daymışız. Hava böyle güneşli, ara sokaklardan birindeyiz, masamızda küçük bir peynir tabağı var, yerel bir şarap sipariş etmişiz, sokak daracık, 3-4 masa oturuyoruz dışarıda. Sokaktan insalar geçiyor, her ırktan insan var, uzakdoğulusu, asyalısı, zencisi, avrupalısı hepimiz bir aradayız; sokaktan bisikletli çocuklar geçiyor, gençlerin kahkahaları yankılanıyor sokakta. Biz de sohbet ediyoruz annenle dedi. 

Gözlerim kapalı dinlemeye devam ettim, karşımızda apartman var değil mi dedim, evet dedi gözlerini açmadan. Nedense orada kocaman bir LGBT bayrağı olduğunu hayal ettim, Barselona sokakları öyledir, ara sokaklarında ya futbol takımı bayrakları, ya da LGBT bayrakları asılı olur. Balkonlarında kocaman kaktüsler var mı diye sordum, olmaz mı dedi, balkonlarından sarkan succulentleri var, o kadar güneş alıyor ki o küçücük balkonlarında coşmuş succulentleri dedi, hatta dev kaktüsler bile sığdırmışlar o küçücük balkonlarına dedi. Peki ben dedim, ben ne giymişim? O kadar rahat ve net cevap verdi ki, hayalinin bile gerçekçi olduğunu bir daha hatırlattı bana bu hareketliyle. Sen dedi, seyahatte olduğumuz için rahat giyinmişsin, her zaman yola çıktığımız gibi rahat bir elbise, bol uzun dedi. ayağımda da spor ayakkabılarım varmış söylediğine göre. Güzel dedim, gözlerimi açtım. Bir an balkonumuzda olduğumuzu gerçekten unutmuştum. 

Hemen arkasından ben kendi hayalimi anlatmaya başladım. 1 seneyi aşkın süredir gitmenin hayalini kurduğum Villa Cozzano'dayız dedim, güldü yine mi Villa Cozzano dedi, evet dedim ben hep oranın hayalini kuruyorum. 

Kocaman bir ova düşün dedim, alabildiğine yeşil, her yer üzüm bağları dolu. Güneş bütün ovaya eşit dağılmış, nefis bir aydınlık ölesiye yayılıyor önümüzde. Sofra kurulma saati olmuş, masaları çıkarmışlar dışarı, eski, cilasız neredeyse dökülen ahşap masalar. Neden bu kadar eski ve bakımsız olduklarını soruyorum otel sahiplerine, büyük babaannelerinden kaldığını ve ham halini, yaşanmışlığını sevdiklerini söylüyorlar; orayı neden bu kadar sevdiğimi bir kere daha hatırlıyorum. onunla birbirimize bakıp gülümsüyoruz, hayalimde bile aşık hissediyorum, gerçekte de içim ısınıyor o çakıl gözlerinin parlamasıyla. 

Yanyana birkaç tane masa koyuyorlar, derken içeriden kocaman bembeyaz keten bir örtü getiriyorlar, 4-5 masanın farkı örtüyle birlikte ortadan kayboluyor. Altında ne olup bittiğini, ne kadar eski olduklarını unutuveriyoruz. Masaya önce vazolarla çiçekler geliyor, taze toplanmış ortancalar, arada da birkaç tane de gül. Her masaya bir vazo düşmüyor ama biz kaç masa olduğunu bile unutuyoruz, öylesine bir ve bütünüz o an. Sonra tabaklar geliyor yavaş yavaş, ortama uygun Country tarzı hafif yeşil, üzeri minik çiçekli tabaklar. Ne yiyeceğimizden bihaber birbirimize bakıyoruz, ikimizin de aklında aynı soru, aynı endişe. Geçen seneki Bologna tatilimizde gördüğümüz domuz ayaklı yemekleri getirmezler diye iç geçiriyoruz. O an öyle büyülü ki, çaktırmadan onu  bile yiyebiliriz ortamın güzelliğinden. 

Masa kurulmaya devam ediyor, eskitilmiş gibi olan uçları kalınlaşan çatallar geliyor, bıçaklar konuyor; nedense kaşık konmuyor sofraya. Şarap kadehleri geliyor hızlıca, beyaz keten peçeteler de usulca tabakların altından sarkacak şekilde yerleştiriliyor.  Birden kendimi görüyorum, masanın başında ama hafifçe uzağındayım; üzerimde kırmızı beyaz çiçekli bir elbise var, elbisem uzun, ayağımda ise her zaman olduğu gibi Birkenstock terliklerim. elbisemin derin bir v yakası var, minik minik düğmeleri de altında. şimdiki halimden biraz daha zayıfım, elbisem hafif rüzgarda uçuşuyor, saçlarım da öyle. sağ elimle sol tarafıma savrulmuş saçlarımı topluyorum, tam sağ omzuma doğru toplayacakken saçlarımı tenimde onu hissediyorum, sol omzumdan öpüveriyor. öyle duru ve gerçek ki o an, gözlerim doluyor. Mutluluktan minicik bir gözyaşı süzülüyor sağ gözümden, sol gözyaşı pınarım uzunca süredir tıkalı çünkü. 

Mutfaktan büyük bir kalabalık çıkıyor, oteldeki tüm misafirler; toplasan 10 kişi varız yokuz masanın etrafında yerimizi alıyoruz; kocaman bir tabak turta var şefin elinde. üzerinde şerit halinde kesilmiş hamuruyla sofradaki yerimizi alıyoruz. Masaya konarken görmediğim kocaman domates, fesleğen ve burrataları görüyorum, arkasından da sıcacık ekmek kokusu sarıyor ortalığı. Çatal bıçak seslerini birbirine karışıyor, uzaklarda gezmeleri için serbest bıraktıkları simsiyah atların koşusunu görüyorum, kuşlar ötüyor, bağ konuşuyor sanki. Hepimizin hikayesi birbirine karışıyor, o kalabalığın içinde bacağımda bir el hissediyorum, bana ait ve güvende hissettiren, yırtmacımın arasından tenime değen elin sahibine bakıyorum. Usulca gülümsüyor, ben mutluyum. 

İşte böylece hikayemi bitirip balkonumda gözümü açıyorum, ikinci şişeden ikinci kadehi doldurmaya gidiyorum. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

33.

birkaç gün önce instagram'da talk show'umsu bir programdan bir kesite denk geldim. Sunucu bana tanıdık değil ama belli ki bilindik biri; misafir koltuğunda kapalı stüdyoda güneş gözlükleri ile oturan, şişmanca nispeten aykırı durmaya çalıştığını düşündüğüm; yargı dağıtmıyor sayılmazsam bence yeni nesil bir rapçi ve stüdyonun kalan kısmında maskeleri ile oturan seyirciler.  Paylaşılan kesit, seyircilerden birinin heyecanına ortak oluyor, sanırım "en son neye heyecanlandınız?" diye soruluyor seyircilere. Çok tatlı bir kız, iddia oynarken - yasal bir siteden- son kalan parası 2 TL'nin 200 TL olmasından bahsediyor. Kendinden emin misafir yargı dağıtıp kızı yalancı çıkarmaya çalışıyor, en düşük iddianın 3 TL olduğunu, o yüzden kızın uydurduğunu söylüyor.  Ne kadar kolay değil mi birini rencide edebilmek, onu bozguna uğratarak kendini güçlü hissetmek, aklınca havalı olmak. Kız kendinden emin, iddiaya girelim alırım 200 TL'ni diyerek misafirin cebindeki nakitleri alı...

89.

 Bugün J. ile uzun zaman sonra terapi seansını tamamladık. Geçen sene Ekim gibi danışan koltuğuna oturduğumdaki halimle şimdi arasında dağlar kadar fark var, kendimle gurur duyuyorum her şeyden önce bunu söylemem gerekiyor.  Babamın kaybını, evliliğimin bitişini bu süreci, kendimi tanımayı; kendimle yeniden hatta neredeyse sıfırdan bir ilişki kurmayı deniyorum. Hassas yerlerime dokunuyor, kırgınlıklarımı tartıyorum. İçimdeki çirkin yönlerle yüzleşiyor, çocukluktan gelen tıkalı, yargıya sorguya kapalı odalarımda geziyorum. Bazen anne babama kızıyor, genellikle beni yetiştirme şekilleri için "iyi ki" diyorum. Anne baba olmanın ne kadar zor olduğunu, ne kadar iyi niyetle denersen dene, çocuk yetiştirirken hata yapmanın kaçınılmaz olduğunu yetişkin halimle idrak ediyorum. Hayatın hiçbir alanında mükemmel olmak şart olmadığı gibi, çocuk yetiştirirken de bu yetersizlik hissine kendimizi kapatmamız gerekiyor, bazı hataların yapılması gerekiyor.  Haftada bir başladığım terapim 3 ...