Ana içeriğe atla

37.

Psikolog koltuğuna oturduğumdan beri sürekli bir kendini tanıma, iç hesaplaşma sürecinden geçiyorum.  Kendim olduğunu sandığım kişi ile aslında aramda dağlar kadar fark var. idealimdeki kişi ile olduğum kişi, istediklerimle yaptıklarım örtüşmüyor. İnsan kendini tanımaya görsün, bir nevi "ikiyüzlü" olduğunu fark ediyor. 

Uzun zamandır okumak istediğim yazar Berrak Yurdakul'un "ev yapımı paraşüt" kitabı ile başladım kitaplarını okumaya. Diğer kitaplarına o kadar atıf var, karakterleri o kadar eski kitaplarından geliyor ki her defasında hata mı ettim diye düşündüm, ama sonrasında hata değil, ders olarak bakıp belki de diğerlerini okuduktan sonra yeniden bunu okumam lazım diyerekten konuyu rafa kaldırdım. 

Kitap özetle mutlu olabilmek ve kendini bulabilmek için 7 günlük bir seminer içeriyor; içindeki bilgi hep aynı, her defasında tekrar ediyor. Bazen bu aynılıktan sıkılsam da, başıma kaka kaka, her şeyin aslında basit ve tekrardan ibaret olduğunu bana öğrettiğini fark ettim. İçinde günlük hayatımızda uygulayabileceğimiz çokça egzersiz var. Beni en çok etkileyen egzersizi burada paylaşmak istiyorum. 
Egzersiz temel olarak her şeyden önce nefesimize odaklanıp vücudumuzda nefesimizi gezdirip gergin olan yerleri bulup, onları sakinleştirmekle başlıyor. Ben bunu yaparken gözlerimi kapatıyorum, nefesimi ilk başta küçük küçük alıyorum, bazen nefesimi ayaklarımdan aldığımı, bazen parmak uçlarımdan bazen de kasıklarımdan aldığımı hissediyorum. Vücudumda gezinmesini hissediyorum, kulaklarıma kadar çıkışını, diz kapaklarımda birikmesini hissediyorum. Genelde hep aynı yer gergin oluyor, omuzlarım. Onları sakinleştirip egzersize başlıyorum. 

Kızdığınız, öfkelendiğiniz, ya da kendinize acıdığınız herhangi bir an düşünün, bu ana gidin ve somutlaştırana kadar onu düşünün diyor. Herhangi bir eşyaya dönüştürebilirsiniz bu hissinizi, sonra onu şefkatle kucaklayın, ve ona sarılın diyor. Egzersiz bu kadar. Koskoca bir nefreti, acıyı somutlaştırarak bir şeye dönüştürmek ve o büyük nefreti sarmalamak. 

Ben de aylar öncesine gidiyorum, babamın cenazesi sonrası çok kızdığım, neredeyse şiddetle birini dövebileceğimi hissettiğim o ana gidiyorum. Cenazeden sonraki bütün sükunetimin patladığı o ana gidiyorum. Aynı ay yaşanıyor, aile evindeyim. O kadın geliyor, abuk sabuk konuşuyor, sinirle üzerine yürüyorum aynı gerçekte olduğu gibi, önümde diğer insanlar etten duvar oluyor. Çok kızgınım, elime geçirsem ağız burun dalıp döveceğim öyle bir kin içimde, alev alev yanıyorum sinirden. 

Düşündükçe nefesim hızlanıyor, hırstan gözlerim doluyor, egzersize geri getirmeye çalışıyorum kendimi ama ne mümkün, resmen andan çıkamıyorum. Koca bir bataklığa saplanmış gibi o andan çıkamıyorum, nefesimi sakinleştiriyorum; yavaş yavaş o andaki bedenimden çıkıp dışarıdan bakıyorum. o çirkin hırsı kendime yakıştıramıyorum, yavaş yavaş yatışıyorum. Hislerim kendiliğinden koca bir kalıp sabuna dönüşüyor, bu somutlaştırmayı ben yapmıyorum ama zihnimde köpüren bir sabun beliriyor. O ana yeniden gidip sinirleniyorum, ben sinirlendikçe sabun köpürüyor, sabun her defasında küçülüyor köpürerek, köpüklerse inadına büyüyor, evi kaplayacaklar sanki, hemen bir kavanoz kapıp geliyorum hayalimde. Tüm köpükleri, ve küçücük kalmış somon rengi o sabunu kavanoza dolduruyorum. Kavanoz sanki sihirli, evi kaplamasına ramak kalmış o köpükler, orta boy Paşabahçe kavanozuna sığıveriyor. Kavanozun kapağını sıkıca kapatıyorum zihnimde, göğsüme bastırıyorum. 

Bu sırada balkonda sandalyede oturuyorum, kitabı usulca kapatıp kavanozmuşçasına göğsüme bastırıyorum. Sağ gözümden sicim gibi yaş iniyor, sol göz pınarım uzunca süredir tıkalı. Gözlerimi açıyorum, içim boşalmış, üzerimden bir yük kalkmışçasına rahatım. Merhaba o kadın, seni affediyorum. 

Teşekkürler Berrak Yurdakul, hiç unutamayacağım anlardan birini bana yaşattığın için. 
Sevgiler
S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...