Ana içeriğe atla

33.

birkaç gün önce instagram'da talk show'umsu bir programdan bir kesite denk geldim. Sunucu bana tanıdık değil ama belli ki bilindik biri; misafir koltuğunda kapalı stüdyoda güneş gözlükleri ile oturan, şişmanca nispeten aykırı durmaya çalıştığını düşündüğüm; yargı dağıtmıyor sayılmazsam bence yeni nesil bir rapçi ve stüdyonun kalan kısmında maskeleri ile oturan seyirciler. 

Paylaşılan kesit, seyircilerden birinin heyecanına ortak oluyor, sanırım "en son neye heyecanlandınız?" diye soruluyor seyircilere. Çok tatlı bir kız, iddia oynarken - yasal bir siteden- son kalan parası 2 TL'nin 200 TL olmasından bahsediyor. Kendinden emin misafir yargı dağıtıp kızı yalancı çıkarmaya çalışıyor, en düşük iddianın 3 TL olduğunu, o yüzden kızın uydurduğunu söylüyor. 

Ne kadar kolay değil mi birini rencide edebilmek, onu bozguna uğratarak kendini güçlü hissetmek, aklınca havalı olmak. Kız kendinden emin, iddiaya girelim alırım 200 TL'ni diyerek misafirin cebindeki nakitleri alıyor. Bense izlerken heyecanla alkışlıyorum, 20 saniye öncesine kadar hayatımda olmayan kızla gurur duyuyorum; yetmezmiş gibi hadsiz misafirin haddinin bildirilmesine içten içe seviniyorum, hiç tanımadığım bir adama sinirlenip, ondan intikam alınmasına seviniyorum. 

Hiç tanımadığım insanların, hayatıma bu kadar etki edebilmesine kızıyorum ama konumuz bu değil, tüm bu saçmalığın ortasında bana minik de olsa bir aydınlatma yaşatan o soru. "EN SON NEYE HEYECANLANDIN?" tüm hislerimin üzerinden tek tek  geçmek istiyorum. 

Sahi, en son neye sinirlendim, neye sevindim, ne için ağladım, neye / kime güldüm, en son ne zaman gurur duydum kendimle mesela? 

Tüm soruların yanıtlarını, dağılayazarken tutmaya çalıştığım evliliğimin diğer kahramanı ile çıktığımız 2 saatlik bir yolculukta buldum; onları ayrı bir yazıda aktaracağım. 

Sevgiler

S. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...