Sakin bir cumartesi sabahına gözümü açtım 7'de. Spor yapıp, doğru beslenmeye başladığımdan beri 5-6 saatlik uykular yetiyor, ne zaman 8 saat uyusam gözlerim şiş, derbeder halde uyanıyorum.
İnsan vücudunun kendine yetebilme kapasitesi, adaptasyon hızı karşısında şapka çıkarmamak elde değil.
Kolumdaki akıllı saate süzüldü gözüm, uyku süresi 8 saat 7 dakika; gerçek uyku 7 saat 33 dakika. 2,5/5 süreklilik ile bir uyku performansı, sürekli rüyalar görüp görüp uyandım. Günlük hayatımdan anlar bütünü gibi gerçekti bugün rüyalarım; ne olduklarını hatırlamıyorum ama sanki yakın gelecekte yaşayacağım o anları.
Uykumuzda temel olarak iki faz varmış biri derin uyku diğeri de rüya uykusu. Derin uyku, toplam uykumuzun içerisinde %15'i geçmezmiş, ve eğer bu kısımda yeterli süre kalamazsak asla dinlenmiş hissetmezmişiz. Bu fazda kalmayı kolaylaştıran şey ise "magnezyum"muş. Dolayısı ile aslında yeterli uyku ile tanımlanan 7-8 saatler boşa çıkıyor bir yerde.
Bilgi tek olmasına rağmen, doğruluk payı ne kadar da değişken öyle değil mi? Hayatın da aslında bu kadar basit olduğunu, doğru sorunun "neye göre, kime göre?" olduğunu kabul etmek, ve kendimizce bir yaşam sürmek çok basit bir mutluluk formülü gibi duruyor. Öyleyse neden yapamıyoruz?
Aslında her şey akışında, sakin ve dingin olsa; stabil düzende neye ne tepki vereceğimizi biliyoruz, ama dünya öyle değil, değişiyor; deviniyor sürekli; dolayısı ile bizim olaylar karşısındaki tepkimiz de algılayışımıza göre değişiyor. Aynı olaya farklı zamanlarda farklı tepkiler verdiğiniz olmaz mı hiç?
Zaten bu tepkilerimizi, aynı olaylar karşısında farklı tepki vermemizi ya da diğer insanlardan farklı tepkiler vermemizi sağlayan şey bu algı, bizim dünyayı algılama şeklimiz.
Algı ise, geçmiş birikimlerden ve öğrenilmişliklerimizden, yaşanmışlıklarımızdan geliyor. Çocukluğumuzda yaşadıklarımız, görüp ezbere aldıklarımız bazımızı oluşturuyor ve üzerine bir hayat inşa ediyoruz; üstelik acımasızca doğruluğunu hiç sorgulamadan.
Sonra benimki gibi insanı kendisiyle yüzleştirmeye mecbur bırakan anlar çıkarıyor hayat karşısına, eğer "neden ben" demezsen, hayat mucizelerini seriyor ayaklarına. Hazırsan diyor, gel kendine bir yolculuğa çıkalım seninle.
Bir cümle okumuştum, "suçlamak kolaydır, oysa anlarsan değişmen gerekir" diyordu. Hayata kızıp suçlamazsan, değişim kendiliğinden geliyor. Onu dönüşüme çevirmekse tercihimize kalıyor.
Ben bazı konularda dönüşüyorum, bazılarında değişmekten bile ürküyorum. Hayatta her zaman griye yer olduğunu savunsam da, davranışlarım hep siyah - beyaz arasında gidip gelen keskin tavır sergiliyor. Şimdilerde ise ezberimi bozmaya çalışıyorum, hepimizin kendini yeniden inşa edebilecek gücü var, bugüne kadar doğru olduklarını düşündüklerimizi değiştirme gücümüz var, özellikle ikili ilişki içerisindeki tutumlarımızın değişmesi zor da olsa mümkün.
İkili ilişkide anne-baba davranışları sergilediğimi görmek beni ara sıra üzüyor, sıradan bir evlilik çocuğuyum ben, aşırı aşk ya da sevgi dolu bir evliliğin değil. Saygının olduğu bir yerde büyüdüm evet ama tanıklık ettiğim bence pek de hoş olmayan davranış biçimini yetişkin hayatımda sürdürdüğümle yeni yeni yüzleşiyorum. Hani anne babamızın hiç sevmediğimiz özellikleri vardır, büyüyünce asla yapmam dediklerimiz, işte ben hangisini söylediysem hepsini yaparken buldum kendimi, üstelik yaptığımı bile fark etmezken!
Olduğun, ve olduğundan mutlu olduğun kişinin seni hiç tatmin etmediğini fark ettiğin an o kadar acımasız ki; kafandan aşağı bir kova buz boşaltmışlar sanki, sen de öyle dona yazarken sırılsıklam kalıvermişsin gibi. Kim olmak istediğini bilmiyorsun, ama olduğun kişi ile de yola daha fazla edemeyeceksin, öyle bir his. Bir süre çıplak kalıp üşümeyi gerektiriyor, sonra sonra kendine bir gardrop inşa ediyorsun, yavaş yavaş dolduruyorsun içini giyeceklerle. İhtiyacın olan kıyafetleri buluyorsun, zaman içinde giyiniyorsun, sonra ortama uygun olmayan kıyafetlerini değiştiriyorsun, bazen mevsimine, bazen etkinliğine göre ama artık hiç çıplak kalmıyorsun. Sen, ne istiyorsan, ne zaman istiyorsan onu giyiniyorsun, çünkü artık kendine ait, sıfırdan inşa ettiğin bir dolabın var.
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder