Ana içeriğe atla

32.

 Sakin bir cumartesi sabahına gözümü açtım 7'de. Spor yapıp, doğru beslenmeye başladığımdan beri 5-6 saatlik uykular yetiyor, ne zaman 8 saat uyusam gözlerim şiş, derbeder halde uyanıyorum. 

İnsan vücudunun kendine yetebilme kapasitesi, adaptasyon hızı karşısında şapka çıkarmamak elde değil. 

Kolumdaki akıllı saate süzüldü gözüm, uyku süresi 8 saat 7 dakika; gerçek uyku 7 saat 33 dakika. 2,5/5 süreklilik ile bir uyku performansı, sürekli rüyalar görüp görüp uyandım. Günlük hayatımdan anlar bütünü gibi gerçekti bugün rüyalarım; ne olduklarını hatırlamıyorum ama sanki yakın gelecekte yaşayacağım o anları. 

Uykumuzda temel olarak iki faz varmış biri derin uyku diğeri de rüya uykusu. Derin uyku, toplam uykumuzun içerisinde %15'i geçmezmiş, ve eğer bu kısımda yeterli süre kalamazsak asla dinlenmiş hissetmezmişiz. Bu fazda kalmayı kolaylaştıran şey ise "magnezyum"muş. Dolayısı ile aslında yeterli uyku ile tanımlanan 7-8 saatler boşa çıkıyor bir yerde.

Bilgi tek olmasına rağmen, doğruluk payı ne kadar da değişken öyle değil mi? Hayatın da aslında bu kadar basit olduğunu, doğru sorunun "neye göre, kime göre?" olduğunu kabul etmek, ve kendimizce bir yaşam sürmek çok basit bir mutluluk formülü gibi duruyor. Öyleyse neden yapamıyoruz? 

Aslında her şey akışında, sakin ve dingin olsa; stabil düzende neye ne tepki vereceğimizi biliyoruz, ama dünya öyle değil, değişiyor; deviniyor sürekli; dolayısı ile bizim olaylar karşısındaki tepkimiz de algılayışımıza göre değişiyor. Aynı olaya farklı zamanlarda farklı tepkiler verdiğiniz olmaz mı hiç? 

Zaten bu tepkilerimizi, aynı olaylar karşısında farklı tepki vermemizi ya da diğer insanlardan farklı tepkiler vermemizi sağlayan şey bu algı, bizim dünyayı algılama şeklimiz. 

Algı ise, geçmiş birikimlerden ve öğrenilmişliklerimizden, yaşanmışlıklarımızdan geliyor. Çocukluğumuzda yaşadıklarımız, görüp ezbere aldıklarımız bazımızı oluşturuyor ve üzerine bir hayat inşa ediyoruz; üstelik acımasızca doğruluğunu hiç sorgulamadan. 

Sonra benimki gibi insanı kendisiyle yüzleştirmeye mecbur bırakan anlar çıkarıyor hayat karşısına, eğer "neden ben" demezsen, hayat mucizelerini seriyor ayaklarına. Hazırsan diyor, gel kendine bir yolculuğa çıkalım seninle. 

Bir cümle okumuştum, "suçlamak kolaydır, oysa anlarsan değişmen gerekir" diyordu. Hayata kızıp suçlamazsan, değişim kendiliğinden geliyor. Onu dönüşüme çevirmekse tercihimize kalıyor. 

Ben bazı konularda dönüşüyorum, bazılarında değişmekten bile ürküyorum. Hayatta her zaman griye yer olduğunu savunsam da, davranışlarım hep siyah - beyaz arasında gidip gelen keskin tavır sergiliyor. Şimdilerde ise ezberimi bozmaya çalışıyorum, hepimizin kendini yeniden inşa edebilecek gücü var, bugüne kadar doğru olduklarını düşündüklerimizi değiştirme gücümüz var, özellikle ikili ilişki içerisindeki tutumlarımızın değişmesi zor da olsa mümkün. 

İkili ilişkide anne-baba davranışları sergilediğimi görmek beni ara sıra üzüyor, sıradan bir evlilik çocuğuyum ben, aşırı aşk ya da sevgi dolu bir evliliğin değil. Saygının olduğu bir yerde büyüdüm evet ama tanıklık ettiğim bence pek de hoş olmayan davranış biçimini yetişkin hayatımda sürdürdüğümle yeni yeni yüzleşiyorum. Hani anne babamızın hiç sevmediğimiz özellikleri vardır, büyüyünce asla yapmam dediklerimiz, işte ben hangisini söylediysem hepsini yaparken buldum kendimi, üstelik yaptığımı bile fark etmezken! 

Olduğun, ve olduğundan mutlu olduğun kişinin seni hiç tatmin etmediğini fark ettiğin an o kadar acımasız ki; kafandan aşağı bir kova buz boşaltmışlar sanki, sen de öyle dona yazarken sırılsıklam kalıvermişsin gibi. Kim olmak istediğini bilmiyorsun, ama olduğun kişi ile de yola daha fazla edemeyeceksin, öyle bir his. Bir süre çıplak kalıp üşümeyi gerektiriyor, sonra sonra kendine bir gardrop inşa ediyorsun, yavaş yavaş dolduruyorsun içini giyeceklerle. İhtiyacın olan kıyafetleri buluyorsun, zaman içinde giyiniyorsun,  sonra ortama uygun olmayan kıyafetlerini değiştiriyorsun, bazen mevsimine, bazen etkinliğine göre ama artık hiç çıplak kalmıyorsun. Sen, ne istiyorsan, ne zaman istiyorsan onu giyiniyorsun, çünkü artık kendine ait, sıfırdan inşa ettiğin bir dolabın var. 

Sevgiler

S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...