Ana içeriğe atla

25.

 Uzun ilişkiler ya da evliliklerde partnerlerin birbirinin her şeyi olması üzerine birkaç  satır karalamak istedim. 

Evlilik dahil toplam 12 yıllık bir birlikteliğim var; yaklaşık 23 yaşımdan beri aynı adamla, aynı partnerle sarsılana kadar sorunlar olduğu ihtimalini aklıma hiç getirmediğim bir ilişki yaşıyorum. 

Bu süre zarfında birlikte çok fazla şey görüp geçirdik, düğünler, boşanmalar, tatiller, arkadaşların sevgilileri, aile sorunları, hayat kurma telaşı, askerlik gibi beklenecek süreler ve daha nicelerini içeren her şeyi beraber yaşadık. 

Birliktelikler, yaşanan hikayeler arttıkça güçleniyor, aradaki bağlar kıymetleniyor, ilişki kendini güzelliğe, birbirinden güç almaya bırakıyor; yavaş yavaş aradığın, ihtiyacın olan ne varsa her şey karşındakine yükleniyor, sonra da taraflardan biri bu yük topunun altında ezilene kadar da devam ediyor. Geriye dönüp baktığında, aleni hiçbir sorun görmüyorsun, düşünüp defalarca tartsan eşelesen de bir şey çıkmıyor; halbuki ilişkiyi en çok küçük tırmıklar kanatıyor. 

Ben de kendi ilişkimin, doğru olduğuna inanarak kurduğum bu düzenin yıkılışını izliyorum. İlişki çok zor bir denge tahtası; taraflardan biri sarsıldı mı; diğer ne yaparsa yapsın sürdüremiyor; illa ki iki kişinin çabasını, varlığını, heyecanını, çözme istediğini arıyor. Yıllarca süregelen, emek emek inşa edilen şey maalesef sınanıyor. Üstelik sevgi sınanmaya da gelmiyor. Sevgi sınanınca kaçıyor, hoyratlaşıyor; tam tersi yönde dört nala koşmaya başlıyor, tutabilene aşk olsun. 

O psikolog koltuğunda oturmadığım günlerde de zihnim beni rahat bırakmıyor, sürekli bir zamanda yolculuk hali, sürekli geriye dönük kendini tartıp anlamaya çalışma hali çörekleniyor üstüme. Şimdiki aklımla geçmişteki ben didişiyor; şimdiki bense seyrediyor, notlar alıyor. Dönüp dolaşıp tüm konular bana çıkıyor, her şeyin sorumlusu olduğum gerçeği ile yüzleşiyorum. Doğru olmayanı inatla sürdürme çabam her defasında daha da hırpalıyor beni. 

Neden birinin her şeyi olmak isteriz ki? Ya da neden birine her şeyimiz olma sorumluluğunu yüklemek isteriz? İlişki içerisinde "işe yarar" hissettiren şey, karşıdakinin tüm yaralarına merhem olma isteği mi? Neden illa bir olmak zorundayız; neden 1+1 birey, teke dönüşüyor; buna neden müsaade ediyoruz? 

Yanıtlarını aradığım sorular zor; düşündükçe hep aynı yere geliyorum. Ben sevdiğim için bir şeyler yapmaktan hoşlanıyorum, dişi ağrıdığında onun başında beklemekten, onu hastaneye götürmekten, kötü günlerinde yüzünü güldürmekten, yeri geldiğinde onun kıyafetlerini almaktan, onun vakitsizliğinde arabasını yıkamaya götürmekten, onun yerine annesine çiçek yollamaktan, onunla konsere gidip; rakı sofrasına beraber oturmaktan, maça gitmekten. Kısacası GÖTGÖTE olmaktan hoşlanıyorum. 

O kadar seviyor, öylesine seviyorum ki sanki koca dünyada sevmeyi bir tek ben biliyorum, yanımdayken bile özlüyorum, onu iltifatlar denizinde yüzdürüyorum; her sabah varlığına şükrediyorum, defalarca kere ne kadar şanslı olduğumu söylüyorum. Sonra birden  bu ilişkinin içinde onun her şeyi olduğum için gurur duyuyorum. Artık eminim iyice birbirimize ait olduğumuzdan, birbirimizden ayrı olamayacağımızdan. Peki neden hala, tüm hepsine rağmen mutlu değilim? Çünkü ben kim olduğumu unutuyorum, o olmazsa boş kümeye dönüştüğüm gerçeği ile yüzleşiyorum; onun için bir şey yapmadığım sürece, hiçbir şey yapmadığımı fark ediyorum. Onun için kurmadığım sofralarda yemek yemiyorum; o olmadan plan yapmıyorum, ben kendimle ne yapacağımı bilmiyorum! 

Harika bir ders, harika bir yüzleşme. Yalnızlığın korkulacak bir şey olmadığını, kendimizle olduğumuz sürece yalnızlığın var olmadığını anlamak, hazmetmek gerekiyor. Birey olarak var olabilmenin birinci sırrı; kendini eylemek - kendine yetebilmek, kendinle kalacak cesareti göstermek, devamı tüm bunlardan, kendinden zevk almaya başladığında geliyor, hayat o zaman gerçekten akmaya başlıyor. 

Herkes birey olabilmeli ilişkide, asimile olmadan, isteklerini, duygularını net şekilde masaya vura vura söyleyerek; sırf karşıdaki kırılmasın, üzülmesin diye her isteğini yerine getire getire değil; istemediklerini yapmama lüksünü göstere göstere birey olabilmeli ilişkide. 

Sağlıklı ilişkinin ne olduğunu, nasıl doğru ilişki, doğru iletişim kurulması gerektiğini öğreniyorum. Ama dedim ya; sevgi sınanmaya gelmiyor maalesef "yaralandığı yerde iyileşemiyor insan" hikayemizin sonu geliyor, hissediyorum.

Sezai Karakoç'un bir alıntısı ile nokta koyuyorum "yüreği soğuyanın, savaşı biter." ben, soğuyorum. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...