Ana içeriğe atla

21.

 Bir süredir üstü kapalı da olsa çok da iyi gitmeyen bir ilişki içinde olduğumdan bahsediyorum, bu ilişkinin ne ile sınandığına biraz da olsa satır aralarında değiniyorum. 

Kadınlık anlamında vurucu olduğunu düşündüğüm bir şey ile karşılaştım bu hafta "karşıdakine erkek hissettirmemek" Bu hissiyatın ne olduğunu, ne yaparak bunu hissettirdiğimi anlamaya çalışıyorum. Her işimi kendim yapıp muhtaç olmayarak, kötü olaylar karşısında hızlıca toplanıp önüme bakarak, daha yapıcı, hayat karşısında daha dik durarak, ne istediğimi bilerek bunu hissettirdim sanırım. Ben, onun için iyi olan şeyleri isteyip, onun iyiliği için ona - bana sormasa da- akıl verirken, bunun ilişkinin çok normal ve sıradan bir pratiği olduğunu düşünmüştüm, çünkü ben de aynı şekilde göremediğim, fark edemediğim konuların yakınlarım tarafından fark edilip benimle paylaşılmasının gelişim için, ilerleme için sağlıklı olduğuna inanırım. Ama görünen o ki, benim yaptıklarım; ona "yetersiz" hissettirmekten, ona "daha az erkek" hissettirmekten başka bir şeye yaramamış. 

Bu noktadaki doğru soru şu olmalı, "peki o neden söylemedi?" işte burası beni üzüyor, bu bir iletişim problemi, bu bir şekilde kendini sakınıp, saklama, bir şekilde ilişkide huzursuzluk çıkmaması için yoluna devam edip klasik tabirle "halının altına süpürmek" bazı şeyleri. Niyet ne kadar iyi olsa da, sonuca giderken aynı iyilikle devam etmiyor maalesef, insanın geriye dönük farkındalıkları şimdiyi ve sonrasını düzeltmeye yetmiyor; kırılıp döküldüğünü sonradan fark ettiklerini bir araya getirmek zaman alıyor, getirsen bile aynı olmuyor. O noktada "bırakıp gitme" zerafetini, azmini gösterip, yola devam etmekten başka seçenek kalmıyor. 

Daha vurucu olan ikinci konu da, yine dün o oturması, yüzleşmesi zor psikolog koltuğunda geldi. İlişkimin temelinden, eski anılardan birinden bahsediyordum, şöyle bir cümle yazmışım zaman evvel aynı adam için "sen kendini bu kadar kapatırsan, ben sana nasıl yardım ederim ki?" Bunu J.'ye anlatırken her şey pıtır pıtır dökülmeye başladı.

Kendimi nispeten daha farkında bir halde, şimdiki aklımla bu cümlemi 80 kereden fazla okudum, tekrarladım; evirdim çevirdim, satır aralarına, satır üstlerine her yerlerine baktım; ve gördüğüm şey aslında şimdi de ilişkimde var olan iletişim probleminin aslında 8-10 sene öncesinde de aynı yerde durduğu; aynı yerde gözümün  önünde durduğu ve benim misler gibi üzerini örtüp, yola devam ettiğimdi. 

J. ile üzerine çalıştığımız bir konu benim "kendime duyarsızlaşmam" son olan da bunun en güzel örneği, ben bana kendini kapatan, beni dışarıda bırakan bir adamı sevmişim, onun da böyle olduğunu kabul edip yola devam etmişim "sevmek" adı altında; halbuki dönüp kendime bir gün, bir an bile ne hissettiğimi, onun böyle biri olmasının nasıl hissettirdiğini hiç sormamışım. 

Ben hep çok canlı, hep neşeli, enerjik biriydim; kendimi de yıllardır böyle biri olduğuma inandırdım; insanların geri bildirimleri de hep böyle oldu; BEN HEP MUTLU OLANDIM; şimdi şimdi anlıyorum çocukluğumda bir yerlerde bu sürekli mutlu olma halinin çok şükretmekten, mutlu olmaya şartlanmaktan geldiğini. Evet mutlu olmak çok güzel, ama mutluluk diğer hisleri görmezden gelerek olduğunda toksik ve sentetik bir mutluluk oluyor; şimdi şimdi mutluluğun gerçekten ne olduğunu anlayabiliyorum. "e-rağmen mutluluk" olmalı doğru tanım; içi boş, havada değil; diğer duyguların da gerçekliğine rağmen mutluluk olmalı. Tüm hisler yaşanmalı, sahiplenilmeli, ama keyif veren mutluluk hissine tüm bu yaşananlardan sonra varılmalı; boş boş ben mutluyum dendikten sonra; benim hikayemdeki gibi koca mutluluk balonu söndüğüyle kalıyor.

Zor şeyler yaşıyorum, kedimin ölümü, ardından babam, ardından kabaca ölen evliliğim; ama tüm bunların bitişiyle yeni bir şey başlıyor, ben başlıyorum. Çokça zorlanıp başa dönüyorum, çözdüm sanırken daha da tıkanıyorum, ağlıyorum, üç saniye sonra kahkaha atıyorum. Her duygu bir diğeri ile eş, hepsi kardeş sanki. J de öyle dedi, öfke ve nefret kardeştir; gülmekle ağlamak da öyle. 

Tüm hislerimi tanıyıp, tartıp, sahiplenmek ve yola öyle devam etmek istiyorum. Ben, yapabileceğimi biliyorum. 

Sevgiler

S.  










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...