Ana içeriğe atla

19.

 Daha önceki yazılarımın birinde, her şey için savaşan, her şey için çabalayan ve her şeyi yaşatıp, ayakta tutan olmaya çalışmaktan duyduğum rahatsızlık yüzünden kasıtlı olarak bitkilerimi öldürmek istediğimden bahsetmiştim. Bunun için de onları önce kar suyuna, sonra da ıslak kökleri ile dona maruz bırakmıştım. 

Ama onlar, bana inat, benim kendimle inatlaşmama karşı koyarcasına çiçek açtılar ya da yeni tomurcuklar verdiler. Önemsizliğimi, etkisizliğimi bir kere daha yüzüme vura vura umut vaat ettiler. 

Biz çabalamasak da dünya döner, çiçekler açardı ama biz bakınca hem biz daha anlamlı hale gelir, hem iyi  ve işe yarar hisseder hem de onların büyüme süreçlerini hızlandırırdık; bunu sonra anladım. Ve aslında, bu deneyim de bana bir kere daha gösterdi ki; aslında hayat bazen durmamızı tolere edebilecek kadar bizimle birlikte ve bize destek. 

Bugün uzun ara sonra çiçekleri sulamaya çıktım, sardunyaların dibinde yeni tomurcuklar vardı, kaktüslerimde değişik formda bir çiçek çıkmıştı, dökülen succulent yaprakları toprakta kendiliğinden filizlenmişti; her bitişin, her kopuşun bir son olmadığını gözüme soka soka hayat yine yeniden ve çabasızca kendiliğinden başlamıştı.

Doğadan alınacak öyle güzel dersler var ki, ben sadece kendi küçük balkonumda tecrübe ettiklerimi aktarıyorum ama doğa, dünya, evren çok büyük ve dinlemesini bilirsek bize anlatacağı çok ders var. 

Bitkiler büyüyedururken; geçtiğimiz günlerde yerde bulduğum bir bitki parçası düştü aklıma. Bir arkadaşımı evinde ziyaret etmeye giderken, arabamı park edip apartman girişine doğru yürüyordum. Yerde gözüme hafif tüylü, çiçeği üzerinde minik bir dal çarptı; sanki örümcek ağı sarmış gibi kendini korumaya almış haldeydi, başımı yukarı kaldırıp balkonlara tek tek baktım ama benzer hiçbir şey göremeden ve nereden geldiğini anlamadan elimde tutup arkadaşıma çıkardım. 

"Ne yapacaksın bunu?" dedi, bilemiyorum dedim; o kararsızlıkla bir peçeteye sarıp peçetesini ıslattım ve minik bir torbaya koydum. Bugün mutfak tezgahında neredeyse bir hafta on gün sonra tekrar karşılaştık kendisiyle ve o da yaşıyordu. En kısa zamanda onu toprakla buluşturmak üzere anlaştık. Doğa ikinci dersini de verdi bana, sen çabalarsan; çaban karşılıksız kalmıyordu; bir şeyin hayata tutunacağı, olacağı varsa; sen isteyip niyet ettikçe o da sana seve seve eşlik ediyordu. 

Şimdiden bu garip hikayeli çiçeğimi çok seviyorum, birlikte büyüyeceğimize, kök salacağımıza eminim. Bir şeye hayat verebilme, onu hayatta tutabilme gücü ne müthiş, ne harika bir güç. Düşündükçe tüylerim diken diken oluyor, gözlerim doluyor mutluluktan; insan yerde bulduğu, ve almasa öleceğine emin olduğu bir şeyi hayatta tutup, onu ölmekten kurtarma gücüne nasıl sahip olabilir? 

Hepimiz kendi içimizde, farklıyız, farklı ailelerde, farklı yargılardan, başka bir sürü farklılıktan geliyoruz ama bir şekilde, hayatta kalıp umut etmek, başka şeylere can vermek konusunda aynıyız. Kendi gücümüzü, potansiyelimizi her gün biraz daha keşfedip, bunu doğru şekilde kullanmayı öğrenmek istiyorum. Bunun için okuyor, bunun için yazıyorum; umarım bir yerlerde; birilerine öğrendiklerimi aktarabiliyorumdur. 

Sevgiler

S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...