Aynı şarkıyı kaç kere dinler, şarkıları nasıl dinlemeyi tercih edersiniz ya da? Bana -ilginçtir ki- çocukluğumdan beri müzik gürültü olarak gelir.
İlkokulda zorla org çalmak için kursa gönderildim ve nefret ettim, sürekli "demo" tuşuna basıp kendimi düğünlerde gibi hissedip orgla dalga geçtim. Ortaokulda kanun çalma isteğim, Türk sanat müziği sevmediğim gerekçesi ile reddedildi, sonrasında Özdemir Erdoğan'ın o zamanki aklımla "pedofili" içerikli olduğu için eleştirildilğinden bihaber "keman öğretmen"i şarkısına bayılmamdan mütevellit keman çalmak istedim, o isteğim de orgdaki kötü tecrübem ve "maymun iştahım" yüzünden reddolunca müzikten buz gibi soğudum.
Nasıl bir zihin yapısıysa benimki ölesiye tüme varımcı; asla tümden gelimci değil, müzik aletlerini çalamıyorsam o zaman müzik de dinlemeyeyim bari diye bırakıvermişim hepsini. O yüzden müziğin hep gürültü olduğunu düşünmüşümdür, otururken arka planda çalan her şarkı, mırıldanılan her nota ilgimi dağıtmıştır ve ortamın yaşlı teyzesi gibi "biraz kısabilir misiniz?" diye talepte bulunmuşumdur.
Kestirip atmak, üzerine düşmeden kaçmak, kendini buna maruz bırakmamak için, kendini o konu ne ise ondan mahrum bırakmak da sanırım J. nin tabi ile KENDİNE DUYARSIZLAŞMA' nın başka bir örneği; çocukluğumda bile bir şekilde yer etmiş olması canımı acıttı.
Can acıması demişken, ben aynı şarkıyı canımı acıtana acıtana, gözlerimi doldurup, şarkıdan kusturana kadar dinlerim; 50 kere üstüste aynı şarkıyı dinlemişliğim vardır mesela. Sonrasında da hep beklendik sona gelir; bıkar ve bir daha hiç dinlemem.
Tıpkı gerçek hayatımdaki ben gibi, sonsuza kadar çabalar, kendimi o çabama karşılık alamayıncaya kadar kustururum ve arkama bile bakmadan giderim.
Bu aralar kendimi tanıyorum, anlamaya çalışarak tanıyorum ve gördüğüm, yüzleşmek zorunda kaldığım kişiden pek memnun olduğumu söyleyemem; kendimi kocaman bir "yalan balonuna" hapsedip gezdirmişim gibi hissediyorum.
"Yalan balonunda seyahat", ne keyifli bir tabir içeriğinin aksine...
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder