Ana içeriğe atla

14.

 Günlerdir bu hikayeyi, nedensiz aklıma gelen, zamanında neden gözüme takıldığını da bir türlü aklımın kesmediği bu anıyı yazmak, anlatmak, hatırlamak ve kalıcı hale getirmek istiyorum. 

Sanırım bu yazdı, babamın ölümünden sonra yazlıkta olduğum zaman dilimlerinden birinde, açık mutfak / salon arasına sıkışıp kalmış 40 yıllık çam, açık kahve, parlak dikdörtgen masada oturuyordum. Yanımda sakince babamı hatırlaya hatırlaya yudumladığım kahvem varken, bir anda çay demlemek istedim. Damacanaya gittiğimde, damacana içinde kalan borunun damacananın dibine değmediğini, kopmuş olduğunu fark ettim. O da damacananın içinde duruyordu ancak ya yatay pozisyonda ya da yüzerek geçiyordu vaktini. Ben su ısıtıcısına su aldım ama su azaldıkça içindeki kısa boru yetmemeye başladı ve ben suya ulaşamaz oldum. O pompanın ucunu takmaya üşenip koca damacanayı eğdim, büktüm ama ben ne yaparsam yapayım o pompa aynı dikliği ile, su vermeye gram niyet etmeden sabit durmaya devam etti. 

O an bulduğum tembel işi çözümlerin işe yaramadığına gıcık olduğumu, ve çayı az su ile demleyip öyle içtiğimi hatırlıyorum.

Nedense iki gün önce aklıma, hatta belki rüyamda da olabilir o damacana pompası geldi. Bir anda oradan çıkarabileceğim bir ders, öğrenebileceğim bir tecrübe varmış gibi geldi ve üzerine düşünmeye başladım. 

Ders 1: bir şey ne için yaratılmışsa, dönüşene  kadar aynı amaca hizmet eder. 

Ders 2 : uğruna hizmet ettiğin şey bittiyse, ya da sen bir sebepten artık bittiysen, aynı yerde işe yaramazsın, ya tamir olmayı öğrenmeli ya da başka bir şeye dönüşmelisin

Ders 3: bir şeyin formu, doğası bozulduysa, onu aynı sınırlar içerisinde hareket ettirip ondan tekrar eskisi gibi olmasını bekleyemezsin; bir şeylerin değişmesi gerektiğini istemesen de kabul etmelisin

Damacanadan öğrendiklerime hayret ede ede 3 hayat dersini kim bilir ne zaman yeniden kullanılmak üzere zihnimin dolaplarına kaldırdım. 

Sevgiler 

S. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...