Günlerdir bu hikayeyi, nedensiz aklıma gelen, zamanında neden gözüme takıldığını da bir türlü aklımın kesmediği bu anıyı yazmak, anlatmak, hatırlamak ve kalıcı hale getirmek istiyorum.
Sanırım bu yazdı, babamın ölümünden sonra yazlıkta olduğum zaman dilimlerinden birinde, açık mutfak / salon arasına sıkışıp kalmış 40 yıllık çam, açık kahve, parlak dikdörtgen masada oturuyordum. Yanımda sakince babamı hatırlaya hatırlaya yudumladığım kahvem varken, bir anda çay demlemek istedim. Damacanaya gittiğimde, damacana içinde kalan borunun damacananın dibine değmediğini, kopmuş olduğunu fark ettim. O da damacananın içinde duruyordu ancak ya yatay pozisyonda ya da yüzerek geçiyordu vaktini. Ben su ısıtıcısına su aldım ama su azaldıkça içindeki kısa boru yetmemeye başladı ve ben suya ulaşamaz oldum. O pompanın ucunu takmaya üşenip koca damacanayı eğdim, büktüm ama ben ne yaparsam yapayım o pompa aynı dikliği ile, su vermeye gram niyet etmeden sabit durmaya devam etti.
O an bulduğum tembel işi çözümlerin işe yaramadığına gıcık olduğumu, ve çayı az su ile demleyip öyle içtiğimi hatırlıyorum.
Nedense iki gün önce aklıma, hatta belki rüyamda da olabilir o damacana pompası geldi. Bir anda oradan çıkarabileceğim bir ders, öğrenebileceğim bir tecrübe varmış gibi geldi ve üzerine düşünmeye başladım.
Ders 1: bir şey ne için yaratılmışsa, dönüşene kadar aynı amaca hizmet eder.
Ders 2 : uğruna hizmet ettiğin şey bittiyse, ya da sen bir sebepten artık bittiysen, aynı yerde işe yaramazsın, ya tamir olmayı öğrenmeli ya da başka bir şeye dönüşmelisin
Ders 3: bir şeyin formu, doğası bozulduysa, onu aynı sınırlar içerisinde hareket ettirip ondan tekrar eskisi gibi olmasını bekleyemezsin; bir şeylerin değişmesi gerektiğini istemesen de kabul etmelisin
Damacanadan öğrendiklerime hayret ede ede 3 hayat dersini kim bilir ne zaman yeniden kullanılmak üzere zihnimin dolaplarına kaldırdım.
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder