Ana içeriğe atla

8.

 Eskiden en sevdiğim sayı "8"di, nedense tek sayıların hep uğursuz olduğunu düşünürdüm. 13'ün çocukluktan beri uğursuz diye dayatılmasından olsa gerek bir türlü sevemedim tek sayıları; asal sayı oldukları ve kendinden başka kimseye bölünmedikleri için de iyiden iyiye gıcık olurdum. Güya matematik bir bilim, resmen duygularıma hitap edip beni kendinden soğutmuş; bilimle duygusal ilişki kurulur mu? Bal gibi kurulmuş işte! 

O zamanlar arkadaşlar arasında, ya da yeni birisiyle  tanıştığımızda birbirimize hep en sevdiğimiz sayının ne olduğunu sorardık, benim cevabım hep 8 olurdu; daha "cool" gözükmeye çalışanların ise genelde 13. Hiç kimsenin sevmediği, itelediği o 13 sayısını bağırlarına basmak isteyen "cool" çocuklar.

Son zamanlarda içinden geçtiğim dönem, maruz kaldığım olaylar bütünü beni iyice kendime yönelttiğinden beri; yalnızlık da sıklıkla üzerine düşündüğüm konulardan biri oldu. Yalnızlık neydi, neden yalnızdık ve nasıl bu kadar sosyal olup; kendimize bile tahammül edemeyecek kadar başkaları için yaşar hale geliyorduk? Bizi kendimizden bu kadar koparan neydi, yalnız olmaktan, kendimizden neden bu kadar korkuyorduk? Yalnızlığın doğru bir tanımını yapabilmek, kendi varlığınla başbaşa olmanın aslında yalnızlıktan sayılmadığını anlamak şahsım adına uzun sürdü; her bir tanımın, kelimenin anlamını detayına kadar tartıp, örnekler içinde kendime yer bulmaya çalıştım. 

Tüm bu yalnızlık konusunu enine boyuna masaya yatırmışken sayılar üşüşüverdi aklıma. "Peki şimdi en sevdiğin sayı ne?" dedim kendi kendime. Cevabın artık net bir "8" olmayışı beni bir kere daha şaşırttı, hakim olamadığım bir değişim en sevdiğim sayıma kadar müdahele etmeye başlamıştı. Neden sonra,  çift sayılar sanki aşırı neşeli ve hayat dolularmış gibi gelmeye başladı, kendinden başkasına bölünmeler, hep bir katlanmışlık, kalabalıkların içinde yer bulmuşluk hali, sürekli bir başkası üzerinden tanımlama ihtiyacı, hep bir kendine yetememezlik, kendi başına var olamama hali. 

Şimdi en sevdiğim sayı artık bırakın "8"i, çift sayı bile değil. Asalın en güzelinden, teklerin en güzidesinden; en sevdiğim sayı artık "7" 

Sevgiler

S. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...