Ana içeriğe atla

7.

 İnsanın anlatmak istediği şey oldukça, içinde bir aslan kükrüyor adeta. Müdaheleyi uygun bulmayan, dilediğinde kükreyen, hatta mümkünse daha fazla kükremesi teşvik edilen bir aslan. 

Hayvanlar alemini her zaman çok ilginç buldum, Piraye Erdoğan'ın son zamanlarda sıklıkla adından söz ettiren kitabı "Seyir"''de bahsettiği gibi, hayvanlar iç güdüleri ile hareket ederler, düşünmezler; siz hiç "bacağımın biri koptu, şimdi ya basamazsam" diyen köpek gördünüz mü? Bir ayağı olmaz ama iyi hissettiği an, yapabiliyorsa ayaklanır ve yürümeye başlar. Önümüzdeki en büyük engel zihnimizdir diye de bağlar anlatısını. 

Bugün mesai  saatini bitirince, içimde yine aynı heyecan kalbimi pırpır ettirdi, yerimde duramadım bir an; pencereyi araladım, leş gibi yağmur yağıyor; o kadar İstanbul karından sonra temizlemek için gelmiş kardan kalan tüm tortuyu, ve çamuraya dönmeye yüz tutmuş sokakları. Sahi, kar o kadar beyaz, temiz ve güzelken nasıl olur da hemen sonrası bu kadar çirkin çamur olur? Böylesi bir güzellik, nasıl o kadar kötü bir pisliğe dönüşür? Doğa, yine gereken dersi veriyor; "aldanma güzelliğine, güzellik dediğin gelir geçer." 

Bir süre camın önünde, perdenin ardından yağmuru seyrettim, hava yağmurlu evet ve bu havada yapılacak ilk şey belli ki yürümek ya da koşmak değil; ama içimde aynı heyecan tam gaz ittirmeye devam ediyor; "hadi hadi çık dışarı". 

Madem öyle, teslim edeceğim kendimi bu heyecana; o zaman durumu şartları ile ele aldım, yağmur yağıyorsa, asla su geçirmeyecek rahat bir şeyler giyebilir ve içindeki heyecanını susturmadan sokağa fırlayabilirsin; öyle de yaptım. İnsan içinden geçen heyecana anında teslim olmayınca, sanki her şey sönüp gidiyor; hevesin bitiyor, sonra da yapmadığın için ötelenmiş; ertelenmiş hevesler dosyasına kaldırıyorsun beyninde, kim bilir ne zaman yeniden yerinden çıkmak üzere. 

Tabii ki koşmaya yeni başladığım için öyle profesyonel, birbiriyle uyumlu kıyafetlerim yoktu. Görsel olarak bir koşu palyaçosu gibiydim; öyle bir şey varsa tabii.  Altımda mor bir termal tayt, dizimin altına kadar çektiğim pembe, sıcak tutan yün çoraplarım, çok sevdiğim turkuaz-yeşil renk arası spor ayakkabılarım, üzerimde aynı renk montum ve mor kapüşonlu sweatshirtüm. Tam bir renk cümbüşü; üstelik havanın bu koyu gri halinde parıl parıl parlıyorum. 

Sokağa çıktığım gibi garip bakışları üzerimde hissediyorum, her zamanki gibi küçücük parkta tonlarca tur atıyorum; yerde kırılan bir karoya denk geliyorum ve dizimden aşağı o çirkin çamurlu su bulaşıyor, pembe çorabım çamur içinde kalıyor. Modumu düşürmek yok, motivasyon bir önceki günün rekorunu kırmak, kendimle yarışmak. Aldırış etmeden kulağımda neden bilmem nispeten arabesk, romantik müzikler, yürüdükçe yürüyorum. Ve yeterince ısındığıma inanınca, ilk göz ağrım, ilk koşu mekanım yarım basketbol sahama süzülüyorum; diğer kort ve sahalar hala kapalı. İçeride biri var, pitbull'unu salmış, oyun oynuyor. Sesleniyorum sahaya girip koşmak için, "sizi rahat bırakmaz biz çıkalım" diyip sahayı terk ediyorlar. Bense, onları yerinden etmiş olmanın üzüntüsüyle koşmaya başlıyorum. Aslında koşmaya başlamadan önce, ne kadar koşacağımı düşünmüyorum, ya da kaç tur atabileceğimi ama nedense zihnim sürekli "bugün daha iyi misin, sence geliştin mi" diye sorular üretip duruyor; savması çok zor düşünceler olduklarını fark ediyorum. Sanki garip bir hırs çöküyor üzerime, neyin hırsıysa; 3 gündür koşmaya çalışıyorum altı üstü. Duruyorum, bu zihnin durulması lazım belli ki; aklıma hayvanları getiriyorum, düşünmeden, içgüdüsel olarak yaptıklarını, koşmak istiyorlarsa koşuyorlar, yoruldularsa duruyorlar ve yine bedenimi dinlemeye dönüyorum. 

Dönüş o dönüş, sakin bir zihin ve bacaklarımın ağrıyıp ağrımadığını, nasıl hissettiklerini ara ara dinleyerek koşmaya kaldığım yerden devam ediyorum. Yorulana kadar koşuyorum, ve bingo! durduğum yer 2 gün öncesinden sadece 1 dakika 7 saniye uzun. Mantıklı bir yol alış, üstelik her günün bir öncekinden iyi olması gerektiği fikrinden de sıyrılıyorum, bir an bile on saniye öncesi ile aynı değilken, nasıl bir gün kadar uzun bir zaman, diğerleri ile aynı olabilir? 

Yine keyifli bir aydınlanma, uzunca bir yürüyüşle eve dönüyorum ve kendimi sevip, kendimle gurur duya duya bedenimi sıcak suyun altına bırakıyorum; beraberinde zihnime çöreklenmeye niyet edip savuşturmayı becerebildiğim düşünceleri de suyun akışı ile birlikte terk ediyorum. 

Sevgiler

S.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...