İnsanın anlatmak istediği şey oldukça, içinde bir aslan kükrüyor adeta. Müdaheleyi uygun bulmayan, dilediğinde kükreyen, hatta mümkünse daha fazla kükremesi teşvik edilen bir aslan.
Hayvanlar alemini her zaman çok ilginç buldum, Piraye Erdoğan'ın son zamanlarda sıklıkla adından söz ettiren kitabı "Seyir"''de bahsettiği gibi, hayvanlar iç güdüleri ile hareket ederler, düşünmezler; siz hiç "bacağımın biri koptu, şimdi ya basamazsam" diyen köpek gördünüz mü? Bir ayağı olmaz ama iyi hissettiği an, yapabiliyorsa ayaklanır ve yürümeye başlar. Önümüzdeki en büyük engel zihnimizdir diye de bağlar anlatısını.
Bugün mesai saatini bitirince, içimde yine aynı heyecan kalbimi pırpır ettirdi, yerimde duramadım bir an; pencereyi araladım, leş gibi yağmur yağıyor; o kadar İstanbul karından sonra temizlemek için gelmiş kardan kalan tüm tortuyu, ve çamuraya dönmeye yüz tutmuş sokakları. Sahi, kar o kadar beyaz, temiz ve güzelken nasıl olur da hemen sonrası bu kadar çirkin çamur olur? Böylesi bir güzellik, nasıl o kadar kötü bir pisliğe dönüşür? Doğa, yine gereken dersi veriyor; "aldanma güzelliğine, güzellik dediğin gelir geçer."
Bir süre camın önünde, perdenin ardından yağmuru seyrettim, hava yağmurlu evet ve bu havada yapılacak ilk şey belli ki yürümek ya da koşmak değil; ama içimde aynı heyecan tam gaz ittirmeye devam ediyor; "hadi hadi çık dışarı".
Madem öyle, teslim edeceğim kendimi bu heyecana; o zaman durumu şartları ile ele aldım, yağmur yağıyorsa, asla su geçirmeyecek rahat bir şeyler giyebilir ve içindeki heyecanını susturmadan sokağa fırlayabilirsin; öyle de yaptım. İnsan içinden geçen heyecana anında teslim olmayınca, sanki her şey sönüp gidiyor; hevesin bitiyor, sonra da yapmadığın için ötelenmiş; ertelenmiş hevesler dosyasına kaldırıyorsun beyninde, kim bilir ne zaman yeniden yerinden çıkmak üzere.
Tabii ki koşmaya yeni başladığım için öyle profesyonel, birbiriyle uyumlu kıyafetlerim yoktu. Görsel olarak bir koşu palyaçosu gibiydim; öyle bir şey varsa tabii. Altımda mor bir termal tayt, dizimin altına kadar çektiğim pembe, sıcak tutan yün çoraplarım, çok sevdiğim turkuaz-yeşil renk arası spor ayakkabılarım, üzerimde aynı renk montum ve mor kapüşonlu sweatshirtüm. Tam bir renk cümbüşü; üstelik havanın bu koyu gri halinde parıl parıl parlıyorum.
Sokağa çıktığım gibi garip bakışları üzerimde hissediyorum, her zamanki gibi küçücük parkta tonlarca tur atıyorum; yerde kırılan bir karoya denk geliyorum ve dizimden aşağı o çirkin çamurlu su bulaşıyor, pembe çorabım çamur içinde kalıyor. Modumu düşürmek yok, motivasyon bir önceki günün rekorunu kırmak, kendimle yarışmak. Aldırış etmeden kulağımda neden bilmem nispeten arabesk, romantik müzikler, yürüdükçe yürüyorum. Ve yeterince ısındığıma inanınca, ilk göz ağrım, ilk koşu mekanım yarım basketbol sahama süzülüyorum; diğer kort ve sahalar hala kapalı. İçeride biri var, pitbull'unu salmış, oyun oynuyor. Sesleniyorum sahaya girip koşmak için, "sizi rahat bırakmaz biz çıkalım" diyip sahayı terk ediyorlar. Bense, onları yerinden etmiş olmanın üzüntüsüyle koşmaya başlıyorum. Aslında koşmaya başlamadan önce, ne kadar koşacağımı düşünmüyorum, ya da kaç tur atabileceğimi ama nedense zihnim sürekli "bugün daha iyi misin, sence geliştin mi" diye sorular üretip duruyor; savması çok zor düşünceler olduklarını fark ediyorum. Sanki garip bir hırs çöküyor üzerime, neyin hırsıysa; 3 gündür koşmaya çalışıyorum altı üstü. Duruyorum, bu zihnin durulması lazım belli ki; aklıma hayvanları getiriyorum, düşünmeden, içgüdüsel olarak yaptıklarını, koşmak istiyorlarsa koşuyorlar, yoruldularsa duruyorlar ve yine bedenimi dinlemeye dönüyorum.
Dönüş o dönüş, sakin bir zihin ve bacaklarımın ağrıyıp ağrımadığını, nasıl hissettiklerini ara ara dinleyerek koşmaya kaldığım yerden devam ediyorum. Yorulana kadar koşuyorum, ve bingo! durduğum yer 2 gün öncesinden sadece 1 dakika 7 saniye uzun. Mantıklı bir yol alış, üstelik her günün bir öncekinden iyi olması gerektiği fikrinden de sıyrılıyorum, bir an bile on saniye öncesi ile aynı değilken, nasıl bir gün kadar uzun bir zaman, diğerleri ile aynı olabilir?
Yine keyifli bir aydınlanma, uzunca bir yürüyüşle eve dönüyorum ve kendimi sevip, kendimle gurur duya duya bedenimi sıcak suyun altına bırakıyorum; beraberinde zihnime çöreklenmeye niyet edip savuşturmayı becerebildiğim düşünceleri de suyun akışı ile birlikte terk ediyorum.
Sevgiler
S.
Yorumlar
Yorum Gönder