Ana içeriğe atla

6.

Üzerimizdeki yükleri bırakmak ve ilişkilerde ya ruh hallerinde "toksik" kelimesinin anlamı üzerine bir yazı yazmak istedim. 

Dün akşam 7. Koğuştaki Mucize filmini izliyorduk akşam, temel olarak engelli bir baba, 7-8 yaşlarındaki kızı ve babanne figürünün Muğla'nın deniz kenarı bir köyündeki hayatları ve onun değişimi. Filmin her karakteri ayrı ayrı döktürmüş, izlerken oyunculuğu sakil duran tek kişi, çocuk figüranlardan biriydi; ona da lazca şive yaptırdıkları için kulağıma alışılmadık geldi o kadar. 

Tabii baba - kız konuları, Haziran ayında babasını kaybetmiş benliğim için biraz hassas; her ne kadar artık gözyaşı dökmesem de, özlemek, hasret çekmek, arayıp istediğinde ulaşamamanın verdiği hayal kırıklığı hissi baki. Rasyonel bakış açısıyla ise, giden gitti; tabii ki yeniden ulaşamayacağımı, eskisi gibi bir iletişim kuramayacağımı biliyorum ama ara ara gelen bu özlem hissine de sırtımı dönmemeyi, geldiğinde gönlümce yaşamayı tercih ediyorum.

Babamın ölümünden sonra, etraf ne kadar "kalabalık" olsa da, ben kendi "çekirdek ailemin" içinde bile çok yalnız hissettim. Bu acıya ortak olabilecek kimse yoktu, herkes acısını kendi yaşamalıydı. Başkasının bana bu yüzden acımasını, sempati duymasını bile istemedim. Nitekim, sanılanın aksine pandemi bana çok iyi hissettirdi; uzun zamandır kendime bir türlü fırsatını sunmadığım yalnızlık; altın tabakta önüme sunuldu. 

Pandemiyi bahane edip, başsağlığına bile pek kimseyi kabul etmedim, yalnızca çok sevdiğim insanların telefonlarına çıkıp, görüşmek istediklerime açtım kapılarımı yavaş yavaş. Ve yeni hayatıma, sadece yanımda olmasını istediklerimi dahil ettim. 

İlişkim yavaş yavaş ölüyor demiştim ya, işte o zamanlarda başladı uzaklık hissi. Birinin sana yetemeyeceği hissi iliklerime kadar işledi, "yalnız doğdun tabii ki yalnız öleceksin" cümlesi tüm zihnimi sarmaladı. O hep kaçtığım yalnızlığın, aslında yalnızlık olmadığını; insanın kendiyle olduğunda en büyük kalabalıkların bile veremediği o sevgiyle kendini sarabileceğini çok sonra anladım. Hayatımda kendime verdiğim en büyük derslerden biriydi bunca zaman kaçıp durduğum, "yalnızlık" denen şeyin  aslında kendime denk oluşu. 

Nitekim film dün beni ziyadesiyle sarstı, babama sarılmak, onu kucaklamak, kokusunu içime çekmek istedim. Nice şımarıklıklar yapmak, 35 yaşında olsan bile onun tarafından kucaklanmak istedim; birikmiş tüm gözyaşlarımı akıttım, içime içime, bazen sesli ağladım. Yanımda ise, yerinden hiç kalkmadan, saçımı bir an okşamaktan tereddüt eden bir adam vardı. O an üzüntüme bir yenisini daha ekledim, daha çok ağladım. Gözyaşlarım bittiğinde, film de bitmişti; bir süre daha koltuğa çakıldım ve kısa zaman sonra dişlerimi fırçalamaya gittiğimde aynada kendime baktım. Yine bir dank ediş, yine istemsiz bir yüzleşme, "zaten kaç aydır tek başınasın, ne bekliyordun ki?" Doğru soru, hem "NE BEKLİYORDUN?", hem de "NEDEN BEKLİYORDUN?" , hani anlamıştın tek başına olmanın güzelliğini, güçlüydün tek başına, "NE OLDU?" 

Silkelendim, kendime yaptığımdan utandım, aynada gözlerimin içine baktım ve dedim ki; "evet öğrendim hepsini ama nedense o varken, ondan istiyorum bu ilgiyi, şefkati". Çocuk gibi geldim kendime, varlığını o güne kadar hiç bilmediği bir oyuncağa sahip olmak için ısrar eden çocuk gibi. 

O an üzerimden bir ağırlık kendini usulca yere bıraktı, ayaklarımın dibine omuzlarımdan bir pelerin süzüldü sanki. "Sana bu kadar kayıtsız kalan biri için, neden hala bu istek?" doğru soru, "NEDEN?", kendime cevap veremedim, aklıma gelen tek kelime şu oldu, "toksik" yani "zehirli" ve o an bu durumun içine kendimi nasıl düşürdüğümü, nasıl bu noktaya geldiğimi anlamak için minik bir yüzleşme yaşanması gerektiğine karar verdim. 

Yüzleşme henüz yaşanmadı, ya da ben nasıl buraya geldiğimi bulamadım ama zaman içerisinde buraya odaklanacağım, şimdilik durmayı tercih ediyorum, henüz yeni bir "KENDİNE DUYARSIZLAŞ-MA" adımına hazır değilim. 

Toksik ilişki nedir diyenler için; kısaca "En temel haliyle kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlaması gerekirken olduğunuzdan daha kötü hissetmenize sebep olan ilişkilere toksik ilişkiler deniyor"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

81.

 2021'e veda ederken..  2019'da kedimin ölümüyle başlayan yılı, 2020'de pandemi, babamın ölümü, ilişki teklemesi ve 2021'de boşanma izledi. Böyle yazınca, okuyunca, uluorta yüzleşince "vay canına" çıkıyor dudaklarımın arasından sadece. İyi ya da kötü değil, sadece hayretler içerisinde bir "vay canına"  Bahsettiğim periyod iki sene olsa da, ben sanki yoğun bir yılmış gibi değerlendiriyorum bu zamanı. Travmalarımın başka travmaları tetiklediği, neticesinde iyileşmenin, kendini bulmanın başladığı bir zaman olduğunu düşünüyorum.  Bu zaman diliminde yaptığım en iyi şey yeni bir kedi sahiplenmek, düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile 22 kilo verip tenise ve terapiye başlamak oldu.  Psikologa gidene kadar, kendimden bu kadar bihaber olduğumu bilmiyordum, resmen asalak gibi süzülüp duruyormuşum, aşırı mutlu ve kendinden emin, özgüvenli sandığım içimdeki kız çocuğu meğersem ilgiye aç, tatmin olmayı ve fark edilmeyi bekler halde içimde oturuyormuş; onu elinden...

93.

 harika bir söze denk geldim instagramda, diyor ki 30 yaşına kadar yalnız kalmayı, kendi işine bakmayı, affetmeyi, ön yargılarını kırmayı ve asla cahillerle tartışmamayı öğrenmiş olmalısın. Ben bu blogu tam olarak bu cümlede özetlenmiş dersleri öğrenirken; kendi yolumu izlemek, takıldığım yerlere bakmak için açmıştım. Özellikle affetmeyi ve yalnız kalmayı becermeyi deniyordum bir de ön yargıları kırmayı ki hala da bu konuda yoluma devam ediyorum.  İnsanın içinde "kötü biri olabilme" ihtimaliyle yüzleşmesi çok acımasız, benim küçük ve mutlu dünyamdaki en acımasız gerçekti diyebilirim hatta. Bazen içimden geçen düşünceler o kadar kötü kalpli gelirdi ki, kendimden utanır ve bunları "nasıl düşünebilirim" diye kendime kızardım; halbuki insanın aklından milyonlarca düşünce geçebilir; önemli olan bunları sahiplenmeden uğurlamaktır, ben de bunu yeni öğrendim. Duygu ve düşüncelerimizin çıkışını kontrol etme şansımız yok, ama onları nasıl çıkaracağımızı sanırım seçebiliriz, e...

102

 söz ve aksiyonun örtüşmediği yer. karanlık olan, tanıdık olan ama ne yapacağımı bir türlü bilip, öğrenemediğim o yer.  ilişkimin, evliliğimin son birkaç yılını sözleriyle yanımda olmak istediğini söyleyip, aksiyonlarıyla tam tersini söyleyen bir manipülatifle geçirdim, bu teşhisi koymam için çokça kitap, makale okumam, terapi seanslarına gitmem gerekti. bir yerde okumuştum, "bize başkalarının hasta ettiği insanlar gelir" diyordu terapiler için. Ben de bu öğretiyi aldım, söz ve aksiyon uyuşmuyorsa, aksiyonu baz almayı öğrendim. o sözleriyle kalmak istiyorum deyip, aksiyonları desteklemedikçe ben  yapamadım, o dengesizlik beni çökertti, kendimi tanıyamaz hale geldim, gözümün feri söndü, nasıl bir tutarsızlığın içinde olduğumu ancak dışına çıkınca anladım, "bazen sevsek de olmuyor" diye kendimi kandırmayı becerdim, bu kök öğreti yanlıştı, sevmek değildi bu, insan sevdiğini böyle derbeder ortada bırakmazdı; düzdü her şey, sevmiyordu.  bunu değiştirdim, ancak şimdi tam ...