Ana içeriğe atla

2.

 Hızlıca ikinci yazıya geçtim, zihnimde çokça akıtmak istediğim düşünce var. Sevmekle ilgili başta, insanın sınırları ve "kendi olmak" ilüzyonu ile ilgili, "comfort zone" dediğimiz alanla ilgili, kendimizi zorlamak veya teslim olmakla ilgili. 

Hepsine sırasıyla değineceğim ama öncesinde bu sürece başlarken net olması gereken bir şeyleri not düşüyorum. 

Bugün, Rana Özşeker'in online bir seminerine katıldım, mesai saatleri içerisinde tamamını dinleyip, hakim olmak zor olsa da; fena olmayan bir performansla kulak kabartabildiğimi düşünüyorum. 

Sıklıkla karıştırılan iki olgudan bahsetti, biri değişim; diğeri ise dönüşüm. Kaba ve çok genel bir tabirle, değişim aslında geçiciyken ve eski haline dönmesi mümkünken; dönüşüm kalıcı. Çok güzel bir örnekle anlattı, tırtılın kelebek olması dönüşümdür dedi; saçımı kızıla boyatmamsa değişim.  

Bence önemli olan bizim hangisini istediğimiz; değişmek mi istiyoruz; yoksa dönüşmek mi? Hangisi daha cesur olmayı gerektiyor sizce? Değişmek, sanki hemencecik vazgeçmeyi de barındırıyor içinde; dönüşmekse yürek istiyor, disiplin istiyor, vazgeçmeden inatlaşmayı istiyor, en çok da ısrarcı bir sabır istiyor.  Yola çıkmadan önce, hangi yoldan yürümek istediğimizi başından netlikle ortaya koymak gerekiyor. 

2014 yılında evlendiğimde, şu küçücük 1.59 boyuma 62 kiloydum; zaman içerisinde ne oldu da yoldan çıktım hatırlamıyorum ama 87 kiloya kadar çıktım. 2017 yılının Ağustos ayıydı, sanki bir sabah uyanıp dev olmuştum, tartıda şok içinde 87 sayı gözüme ilişmişti. Korktuğumu ama çok da umursamadığımı hatırlıyorum, eve yakın bir "personal trainer" a gidip "beni zayıflat" demiştim; denedik, güzel de yol aldık 74'lere kadar geldim; ama sonra şımarıklıklar, tamam bu kadar yeter, bence oldu diyip yarıda bırakmalarla bu değişim kısa sürdü ve tabii ki dönüşemedim. 

Sene 2020, yine 87 kilolara geri geldim. Özgüven problemi hiç yaşamadım; ya da şişman olduğum için mutsuz olmadım ama içerde bir şeyler beni sürekli dürtüyordu; annem, eşim herkes "zayıfla" diyordu. Bir insan, kendisi istemedikten sonra hiçbir şey yapmaz, artık bunu biliyorum. Kendimi de ziyadesiyle tanıyorum, başkası istedi diye kendimle ilgili bir şeyi değiştirmeyi doğru bulmam, bu benim için iyiliğim bile olsa. Ve nitekim hiçbirini dinlemedim; hepsine, herkese misler gibi kulaklarımı kapadım. Derken, her sabah kilometrelerce yol yürüyen, her işini kendi yapan, uçan, koşan, sabah 7'de spor salonu kapılarında bekleyen canım babam; yanıbaşımda, keyifli bir kahvaltı sofrasında tek nefeste aramızdan ayrıldı. Ölümü bence acısız, yormadan, net ve güzel oldu; ölümün güzeli olur mu demeyin, bal gibi de olur. Çekmeden, sürünmeden, inlemeden, bir "hık" demeden. 

Konuyu dağıtmayalım, o dağ gibi adam tek nefeste gidince bende bir lamba yandı, bir anda. Doğruldum, ve dedim ki kendime, o şanslıydı böyle gitti, ya sen bu kadar şanslı olamazsan, ya sürünürsen; hem kendine iyi bakmazsan, erken ayrılırsan sevdiklerine bunu yaşatmaya hakkın var mı? İç sesim cevap verdi, "aferin kızım sana, tabii ki hakkın yok. Senin birincil mesuliyetin her şeyden önce kendin için; kendine, bedenine iyi bakmak."  Ve o an ne olduysa, içime o dönüşüm tohumları serpildi kendiliğinden, o andan itibaren artık aynı ben olamayacağımı biliyordum. 

Uzunca bir süredir evliliğim, hayatımla ilgili beni sıkıştıran şeylerin artık bana dar geldiğini, hayatımın iplerini elime almam gerektiğini bir anda anlamıştım; babamın kaybı bana kendimi geri kazandıracaktı. 

Şapkamı önüme koydum, zamanında yasımı tuttum. Bu durumu kabullendim ve üzerine koymaya başladım, gerçekleri önüme çekip yüzleştim, bazıları acı geldi. Bazılarını kabul etmek istemedim; ama geri dönmeyeceğime emin olduğum bir yolda, çoktan yürümeye başlamıştım; hem de tek başıma. 

S.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

98.

 Benim artık 36.yaşım bitti, ağustos ortasında bir yaş daha aldım ve 30 sonrasında yürüdüğüm yol sancılı da olsa o kadar mutluyum ki. İnsanın, kendini bulmayı denemesinin, kendiyle bağ kurmasının ödenebilir bedeli neyse ödenmeli. İnsan ancak kendini anlayıp, kendiyle doğru şekilde yüzleşip kendini olduğu gibi kabul ettikçe emin yol alabiliyor.  Bana evliliğim süresinde kötü olduğumun söylendiği yerlerimin hiç de kötü olmadığını tecrübeyle öğreniyorum, toksik bir ilişki yaşadığımı ancak dışına çıkınca gördüm, kendime yapılmasına müsaade ettiğim her şey için kendimden özür diledim, işin kötüsü kızacak kimse yoktu çünkü toksik bireyler de bunu kötü niyetle yapmıyorlar; hepimiz aile evlerimizde öğrendiklerimizin esiriyiz. O yüzden sahip olduğumuz doğrular gerçekten karakter, ahlak olarak bizim doğrularımız mı bakmak, tartmak gerekiyor. Kendimizle bu yüzden yüzleşmemiz gerekiyor, kök öğretilerimizi sorgulamamız, içselleştirdiğimiz seslerin gerçekten kimlerin sesi olduğunu bulmamız ...

79.

"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız" diye bir söz okumuştum zaman evvel bir yerde, sonrasında da içimden "yakın olmak için uzak dur benden" diye mırıldanıvermiştim. İki zıt kavram, ilişkilerin varlığını, hatta bazı bazı dengesizliğini anlatabilmek için aynı cümlenin içerisinde usulca yanyana durabiliyordu; onlar aynı cümlede yanyana durabiliyordu da, ben bu evliliğin içinde bana benzemeyenle duramıyordum.  13 Haziran'da başlayan evliliğimiz, 13 Aralık'ta mahkemeden eve gelen tebligatla resmi olarak sona erdi, tam tamına 7,5 sene süren evlilik defterini artık vicdanım rahat bir şekilde kapattığımı kendi kendime itiraf edebilirim. Öncesinde de 5 senelik birliktelik derken; ömrümün kabaca üçte birini sevdiğim bir adama vermenin tatlı huzurunu, güzel bir ilişki yaşamış olmanın lüksünü, sevmenin ve sevilmenin sefasını yeterince sürmüş olmanın keyfini derinlemesine hissediyorum.  Bu evliliği bitirmeye karar verme aşamasında kendime daha fazla sürdüremeyeceğim...

100.

Hello hundred.  Sanki son birkaç senenin özetini çıkarmak için geldim buraya, içimde yılgın bir hal, tatminsiz, yorgun, hiçbir şey yapmak istemiyor. Aslında çok iyiydim, yaptıklarımla gurur duyuyor, kendimi şımartıyor, pohpohluyor eşanlı olarak  da ayaklarımı yere bastırıyordum.  Online dating'in bokunu çıkarıp 40 civarı yeni insanla tanışmış olmaktan, hikayelerini dinlemiş olmaktan dolayı mutluydum; sonra bir şey oldu, aniden, tüm o kendimle kurduğum bağlar, yalnız başıma mutlu olma hissim tuhaf bir çöküntüye bıraktı yerini. Bu haftasonu evimde tek başıma otururken, boş boş duvarlara bakarken hissetmeye başladım bunu. Ne yaparsam yapayım, yine de ne istediğimi bilmiyordum, almadığım her zevk, hissetmediğim her bir tatmin sanki işleri giderek güçleştiriyordu. Sosyal medyadan mı etkilendim, başkaları kadar akıllı mı göremedim kendimi bilmiyorum, bir yandan kendimden neredeyse sonsuz eminken, içimden bir anda özgüvensiz biri çıkıverdi.  Sanırım dinlediğim hikayelerin b...