Bugün psikolog günüydü, bugüne kadar geçirdiğim en verimli ama en iç sıkan seanslardan biriydi, insanın kendisiyle yüzleşmesi, ya da bugüne kadar hiç fark etmediği şeylerin hazır olduğu düşüncesiyle yüzüne dan diye vurulması iyi gelmiyor, daha doğrusu bana iyi gelmedi.
Aslında anlatırken J.'yi durdurabilirdim, ama durduramadım; kendimi, kendi özelliklerimi duymak, dinlemek, o an sıcağı sıcağına tartmak hoşuma gitti. Nasıl ki odadan çıktım, sanki birden maskem düşüverdi, sanki bir anda savunmasız kalıverdim. Omuzlarım düştü, nefesim yavaşladı, gözlerim kapanmaya yüz tuttu. Asansör, şansıma kattaydı; ona bile sevinemeden nefesimi tuta tuta 4 kat indim. Apartmandan çıkıp karman çorman olmuş kulaklıklarımı ayırmaya çalıştım; teknoloji o kadar ilerlemesine rağmen, kulaklık kablolarının karışmasını engellemek yerine, kablosuz kulaklık yapmayı tercih etmelerine kızdım.
Sonra derin bir nefes aldım ve içime dolan boğucu hissin, hatta neredeyse sinirlenmiş ve birikmiş kızgınlık hissinin geçmesi için hızlı hızlı yürümeye başladım; 31 dakika yürüdüm ileri geri, kaşlarımı çata çata, neye kızdığımı bilmeden, bir yandan kendime kızdığımdan emin şekilde yürüdüm. Gittim geldim, defacalarca bumerang gibi hareket ettim, içim sönmek bilmedi. Arabaya bindiğimde içimden çılgınca hız yapmak, basıp gitmek geldi, nereye olduğunu bilmeden basıp gitmek ve mümkünse bana ait olmayan kötü şeyler yapmak. İnsan aklına gelen bir düşüncenin "gazına" geliyor hemen, heves ediyor hızlıca ve harekete geçiyor, ama iç ses bir yerlerden hala ahlaklıysa "dur" diyor ve sakince düşünme zamanı tanıyor; içeride bir yerlerde hala "iyi" ve "doğru" nun peşinde koşan bir "BEN" varsa, o kötü sese kulak asmayıp geçmesine müsaade ediyor.
Ben de öyle yapmayı seçtim, arabayı çalıştıramadan direksiyona kapandım, gözyaşlarımın birer hırs nehri gibi gözlerimden akmasına müsaade ettim. "Duygusal boşalım" ın ne demek olduğuna, birincil elden tanık oldum, içimi akıttım, nefesimi kese kese ağladım; direksiyona vura vura, yanlışlıkla 3 kere kornaya basa basa ağladım. Bu kadar ağır gelen neydi, neyle yüzleşmek bu kadar ağrıma gitmişti bilmiyorum.
Sanırım eşelenmesi gereken yeni bir konu çıktı ve nedense hoşuma gitmeyeceğini hissettim. Önyargılarıma esir olmadan, bunu bir iyileşme, bir ilerleme adımı olarak görüp sükunetle sahip çıkmaya çalışacağım önümüzdeki günlerde.
Hani, doğru yaptığını bildiğin, doğru olduğuna inandığın hareketlerin vardır; çabaladığını düşünürsün, çabaladığını ve karşıdakinin iyiliğini istediğini ama o karşıdakinin senden daha da soğumasına ve senden uzaklaşmasına sebep olur, işte ilişkimin öyle bir zeminde oturma ihtimali ile yüzleştim. Aslında, bir şekilde yaşanan sorunlarda; bu kadar severek birlikte olmuş iki insanın, kaybetmeye yüz tuttuğu o aşkı, tutkuyu, sevgiyi kaybetmesinde parmağım olması ihtimali ile yüzleştim ve tam denklemi çözdüm, içinden çıkıyorum dediğimde noktada "başa dönmüşlük" hissi beni yakaladı, savunmasız yerlerimi, henüz saramadığım yaralarımı yeniden kanattı. Bir yanım usulca, "zaten bu kadar kolay olmasını beklemiyordun, öyle değil mi?" diye fısıldıyor hala.
Yorumlar
Yorum Gönder